Dersim Raa Heqi İnancı’nda mitolojik bir “Dewrê Xızıri/Hewtemal” anlatısı

Asmên Ercan Gür

aliyedemeniz@hotmail.com

01 Mart 2022

Xal Çelker: Halla hala!

Nejdi Bava: Heqo-vallahi!

• “Gidin; Pasao Sur (kırmızı derili paşa-adam), hala o çadırdadır. Ona engel olun! Bırakmayın orada ev yapsın. Şayet o orada ev yaparsa, sizin haliniz fenadır. Siz onu oradan artık söküp atamazsınız!” demiş pir.

“Tamam.” Diyorlar. Kalkıp pire niyaz ederek müsaade istiyorlar. Pir, kendilerine der “Durun; eve gitmeyin. Madem cemaat kamaları ve kılıçlarıyla bu şekilde toplanmış, yarın akşam filan köye gidin! Bizim Sagılo (Sagulo) köyüne gidin! Orada Mursayê Mewi’nin yanına gidin!” diyor. 

 O köy, evvela onların köyüymüş. Onlar Şıx Mamedanlarmış. Şêx Mamed o zaman Dersim’in yöneticisi-miri imiş.

Pir, “Mursayê Mewi çok daha önceden gidip o çadıra saldırmış. Neyin ne olduğunu biliyor. Adam ölünce dönüp geri gelmiş. Mursayê Mewi o çadırın yerini ve içindeki durumu iyi biliyor.” diyor. “Benim oğlum Heso Pêço size Mursayê Mewi’nin evini tarif etsin. Mursayê Mewi size çadıra hangi taraftan girileceğini tarif etsin. O bilgi ve tecrübe sahibidir. Gidin o çadıra girin, o Pasao Sur’u öldürün. Askerini de etkisiz kılın, o çadırı oradan sökün atın!” der. Neyse; bunlar Mursayê Mewi’nin evine varırlar. Mursayê Mewi bunlara der:

• “Biz bir kere gittik, başaramadık. Elinde bir şey var, patlıyor, insana değiyor...”

Artık birbirlerine nasıl tarif ediyorlarsa, bir şekilde çadırın yanına varıyorlar. Çadırın etrafını çeviriyorlar. Bava Hese çadıra girmek için hazırlık yapıyor.

Tabi tüfekte çadırdaymış. Bava Hese kamasını alıyor çadıra yanaşarak kesiyor ve içeri giriyor. O Pasaê Sur’un hizmetlisi de orada tüfek elinde çadırdaymış. Pasa da yataktadır. Ancak diyorlar o yatakta olan Pasaê Sur değilmiş. Hesen çadıra girer girmez tüfekle karşıdan kendisine bir el ateş ediliyor. çadırın içi karanlıkmış. Artık nasıl oluyorsa Hesen orada yaralanıyor. 

Xal Çelker: Yani kurşun Hesen’e isabet ediyor; öyle mi?

Bava Nejdi: Evet evet. Ancak Hesen evvela o çadırda yatakta olana hücum ediyor. Onu elindeki kamayla öldürüyor. Sonra onun koruması bekçiyi, Sur’un adamı olan koruyucuyu fark ediyor. Bu bekçi Hasan’a ateş etse de bir şekilde nasıl oluyorsa Hesen de onu yaralıyor. Adam bunun üzerine elindeki tüfeği ağız kısmından bir daha doldurmaya yelteniyor. Hesen, onu da orada kamayla öldürüyor. Sonradan Hesen çadırdan çıkıp nara atınca o diğerleri de o diğer askerlere-koruculara saldırıyorlar. 

Orada, o Şinewar dağında bir mağara var. Şimdi asker oraya, o dağın tepesine bir verici istasyonu kurmuş. Böyle uzun ve yüksek bir anten…

Oraya giden bu Dersimliler, elinde tüfekle oraya gelen bu kimseleri etkisiz hale getiriyorlar. O tüfeği de alıp köye geliyorlar. Dağdan köye doğru inince, dağın önünde Hiniyê Geme adında bir çeşme var. Hesen yaralıdır. Hesen’i oraya getirip kendisine çeşmeden su verirler. Orada çeşmenin önünde döşek boyutunda bir sal taşı var. Hesen’i o taşın üzerine yatırırlar. Hesen orada ölür. 

• O taşın üzerinde “nisange taşı” (ziyareti gören yer) dikilmiştir. Bu nisange-ziyaret yerine de “Kemera Hesê Berti” adı verilmiştir. 

Dedim ya Dersim’de her ağacın, her taşın, her ziyaret yerinin bir hikayesi vardır diye. Buranın da hikayesi budur. Efendime söyleyeyim, onlar o tüfeği alıp Mursayê Mewi güle gelirler. Elbet acıkmışlar da…

Derler hal durum budur; biz böyle böyle yaptık. Biz çadırı kaldırdık, onu koruyan korucuların da icabına baktık. Kendilerine tüfeği işaret edip sorarlar:

• Peki bu elinizdeki nedir? Ellerindeki tüfek demirden ve ağzı huni gibiymiş. Diyorlar, “o bekçi bununla bize ateş etti. Tüfek dedikleri şey budur.” 

Bunlar tüfeği ellerine alarak öteden, beriden gözlemlerler. Tabi bekçi tüfeği yeniden doldurmuş ancak tetiği düşürmeye fırsat bulamamış. Artık nasıl yapıyorlarsa, tetiği düşürüyorlar ve orada kendilerinden birini daha vurarak öldürüyorlar. 

İçine bakıyorlar, dışına bakıyorlar ama artık olan oluyor. “Halla hala” diyorlar. “Demek ki bunun içerisinde bir şey var.” diye düşünüyorlar. Diyorlar “Hesen dedi ki, ‘Ne varsa bunun içerisine dolduruyorlar.’” 

Diyorlar “Hele bir daha gidip o çadıra bakın! Çadırda ne var ne yok?” diye. Bunlar hep birlikte gidip çadırın içine bakarlar. Bakarlar bir iki tane ahşaptan yapılma kap var. Bakıyorlar ki bu kapların içinde siyah ve kum gibi bayağı ağır bir madde var. Bu barutmuş. Bu maddeyi ateşe attıklarında yanarak patladığını görüyorlar. Diyorlar, “Ne varsa budur, bundan ötürü olan oluyor.” Bu durumu tespit ederler. Tüfeği de alıp Dewa Khuresu’ya (Khureşanlıların köyüne) götürürler. Tüfek bir zaman orada kalır. 

Xal Çelker: Halla hala!

Nejdi Bava: Vallahi; tüfek bir zaman cemat eden o pir-bava gülde kalır.

Xal Çelker: Peki, o Sur’un meselesine oluyor?

Nejdi Bava: Devlet, o Şinewari dağının etrafındaki köylerin arazisini bu Sur’a-Ağaê Sur’a vermiş. Devlet bu adamı Dersim dışından başka bir yerden getirtmiş ve burada kendisine mülk vermiş. Kimileri bu kişinin “Türk-Sunni-Zaza” olduğunu söylüyor. Bu kişi Palu-Gökdere Büyük Dere’denmiş. Burada kendisine mülk verilmiş, ağa sıfatı kazanmış. 

Xal Çelker: Ancak Suranlılar, bugün artık adiliyle ve inancıyla Dersim’in yerli bir aşireti ve halkıdır.

Nejdi Bava: Elbette; onlar artık Dersim’in yerli bir aşiretidir. Dedim ya devlet Sur’un vurulduğu o dağın etrafındaki köylerdeki araziyi bunların çocuklarına vermiş ve bunlar oranın ağaları olmuşlar. Bizim zamanımızda Suranlılar hanedan idi, sözleri para ediyordu. O köylerin bulunduğu yerler Suranlıların topraklarıydı. Türkler eline tüfek vermiş, oraya getirmişler ki Dersimlilere korku versinler. 

• Khureşanlıların cemaati ile Suranlıların tüfeği meselesi bu şekildedir. O zaman tüfek bu topraklara bu şekilde geliyor. 

Xal Çelker: Sen dedin bu olay kimin devrinde olmuş?

Nejdi Bava: Mirê Maquli zamanındaymış. O dönem Dersim’e bu mir hükmediyormuş. Mirê Mamquli, Sey Mamedunoların dedesiymiş. İyisi mi ben bir ara sana bu Mirê Mamquli meselesini de anlatayım…

Kırmancki eser: “Bava Nejdi de Raa Heqi Sero Mobet.” Xal Çelker. Hard u Asmên Yayınevi. Ludwigshafen (Almanya) 2020.

Türkçe çeviri: Asmên Ercan Gür.