FDG Başkanı Kemal Karabulut: “Geciken Adalet, Eksik Adalettir”

FDG Başkanı Kemal Karabulut: “Geciken Adalet, Eksik Adalettir”

Anayasa Mahkemesi (AYM), Sivas Katliamı’na ilişkin 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu 12 yıl sonra karara bağladı. Yüksek Mahkeme, katliama ilişkin yargı sürecinin etkili yürütülmediğine hükmederek “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” kararını oy birliğiyle verdi. Karar doğrultusunda katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarına manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.
Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Madımak Katliamı davasına ilişkin “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” yönündeki kararı, Alevi kurumları ve insan hakları savunucuları tarafından farklı yönleriyle değerlendirilmeye devam ediyor. Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Başkanı Kemal Karabulut, Alevi Haber’in sorularını yanıtlayarak kararın hukuki, siyasal ve toplumsal boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
AHA – Özle Röpoetaj ⌉ Anayasa Mahkemesi’nin, Sivas Madımak Katliamı davasında devletin etkili bir yargılama yürütmediğine hükmederek yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermesi, 33 yıldır adalet arayan aileler ve Alevi kurumları açısından yeni bir tartışma sürecini de beraberinde getirdi.
Kararın, devletin sorumluluğunu kabul etmesi bakımından önemli bir eşik olduğu değerlendirilirken, bunun gerçek adaletin sağlandığı anlamına gelmediği yönündeki görüşler de öne çıkıyor. Katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması, cezasızlık politikalarının sona erdirilmesi, Madımak Oteli’nin bir hafıza mekânına dönüştürülmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması yönündeki beklentiler ise gündemdeki yerini koruyor.
Alevi Haber Ağı, Anayasa Mahkemesi’nin kararını Avrupa’daki Alevi kurumlarının temsilcilerine sormayı sürdürüyor. Röportaj dizimizin üçüncü konuğu, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Başkanı Kemal Karabulut oldu.
Karabulut, kararın anlamını, Sivas Katliamı’yla yüzleşme sürecini, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesini ve bundan sonraki döneme ilişkin beklentilerini Alevi Haber Ağı’na değerlendirdi.
İşte Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Başkanı Kemal Karabulut Alevi Haber Ağı’nın sorularına verdiği yanıtlar:
1: Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Katliamı davasına ilişkin verdiği “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu karar sizce 33 yıldır sürdürülen adalet mücadelesi açısından ne ifade ediyor?
Kemal Karabulut: Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, devletin Sivas Katliamı sonrasında yürüttüğü yargı sürecinin etkili olmadığının en yüksek yargı organı tarafından kabul edilmesi açısından tarihi bir öneme sahiptir. Bu karar, 33 yıl boyunca geciktirilen adaletin de bir nebze tescilidir.
Ancak unutulmamalıdır ki geciken adalet, eksik adalettir. 33 aydın, sanatçı ve yazar ile iki emekçinin yaşamı geri getirilemez. Ailelerin acısı hiçbir tazminatla giderilemez. Bu karar, adalet mücadelesinin sonu değil; devletin yıllarca yerine getirmediği sorumluluklarının gecikmiş bir kabulüdür.
Sivas Katliamı süreci, Türkiye’deki cezasızlık kültürünün en açık örneklerinden biridir. Fail ve sorumluların tamamının ortaya çıkarılmaması, hukukun üstünlüğüne olan güveni derinden zedelemiştir. Özellikle son 24 yılda yargı bağımsızlığı, demokratik kurumlar ve temel haklar alanında yaşanan gerilemeler, geçmişteki ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşmeyi daha da zorlaştırmıştır.
Sivas yalnızca Alevilere yönelik bir saldırı değildir; demokrasiye, laikliğe, düşünce özgürlüğüne ve birlikte yaşama iradesine yönelik bir saldırıdır. Gerçek adalet; tüm sorumluların ortaya çıkarılması, ihmali bulunanların hesap vermesi ve Türkiye’de cezasızlık düzeninin sona ermesiyle mümkündür.
 2: Aradan geçen 33 yıla rağmen sizce Sivas Katliamı ile gerçek anlamda yüzleşilebildi mi?
Kemal Karabulut: Hayır. Türkiye, Sivas Katliamı ile gerçek anlamda yüzleşememiştir. Madımak bugün hâlâ yalnızca bir katliamın değil; inkârın, cezasızlığın ve devletin geçmişiyle hesaplaşmaktan kaçınmasının sembollerinden biridir.
33 yıl boyunca devlet, ağırlıklı olarak bireysel failler üzerinden bir yargılama yürütmüş; ancak katliamın arkasındaki siyasal, toplumsal ve kurumsal boyutlarıyla yüzleşme iradesi göstermemiştir. Oysa demokratik devletler, karanlık geçmişleriyle yüzleşerek güçlenir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başta 1937/38 Dersim soykırımı olmak üzere tarihindeki ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşmek zorundadır. Gerçek demokrasi; geçmişin üzerini örterek değil, hakikatle cesaretle yüzleşerek inşa edilir. Unutmak ve inkâr etmek değil; kabul etmek, hesaplaşmak ve adalet sağlamak toplumsal barışın tek yoludur.
Türkiye’de özellikle Erdoğan rejimi döneminde demokratik hukuk devleti ilkelerindeki gerileme, geçmişte yaşanan insan hakları ihlallerinin tam anlamıyla sorgulanmasını daha da zorlaştırmıştır. Cezasızlık kültürü yalnızca geçmiş mağdurlarını değil, geleceğin güvenliğini de tehdit etmektedir.
Alevi toplumunun talebi intikam değil; hakikat, adalet ve yüzleşmedir. Sivas Katliamı bütün yönleriyle aydınlatılmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı ve cezasızlık anlayışına son verilmelidir.
Madımak Oteli, devletin sorumluluk bilinciyle bir Hafıza ve Utanç Müzesi olarak düzenlenmelidir. Bu, yalnızca Alevilere değil, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları geleceğine karşı bir sorumluluktur. Sivas adaleti yalnızca Alevilerin değil; demokrasiye, laikliğe ve insan onuruna inanan herkesin ortak mücadelesidir.
3: Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokratik haklara ilişkin temel taleplerinin karşılanması için hangi adımlar atılmalıdır?
Kemal Karabulut: Alevilerin talebi çok nettir: Eşit yurttaşlık. Biz ayrıcalık istemiyoruz, lütuf beklemiyoruz. Anayasa’nın ve uluslararası insan hakları hukukunun bütün yurttaşlara tanıdığı hakların eksiksiz uygulanmasını istiyoruz.
Ne yazık ki Türkiye’de bugüne kadar Alevilerin temel talepleri konusunda kalıcı ve samimi bir çözüm üretilmedi. Alevilerin talepleri demokratik bir hak olarak değil, çoğu zaman siyasi ve idari bir mesele olarak ele alındı.
Öncelikle devlet, Aleviliği tanımlama veya kontrol etme anlayışından vazgeçmelidir. Cemevleri ibadethane olarak tanınmalı, Aleviler inançlarını özgürce yaşama hakkına kavuşmalıdır.
Zorunlu din dersleri çoğulcu ve insan haklarına uygun hâle getirilmeli; inanç temelinde ayrımcılık ve nefret söylemiyle mücadele edilmelidir. Dersim, Maraş, Çorum, Gazi, Roboski ve Sivas gibi kırımlarla gerçek anlamda yüzleşilmeli, cezasızlık kültürüne son verilmelidir.
Alevi meselesi sadece Alevilerin meselesi değildir. Bu, Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları sınavıdır. Türkiye’nin ihtiyacı yeni vaatler değil; bütün yurttaşlarını eşit gören gerçek bir demokratik hukuk devletidir.
Son Olarak: Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının ardından Alevi toplumuna, demokrasi güçlerine ve kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?
Kemal Karabulut: Anayasa Mahkemesi’nin kararı önemlidir, ancak 33 yıllık adalet arayışının sonu değildir. Bu karar bize bir kez daha göstermiştir ki adalet, ancak toplumun kararlı mücadelesiyle mümkün olur.
Alevi toplumuna mesajımız şudur: Hafızamızı ve hakikat mücadelemizi asla kaybetmeyeceğiz. Sivas’ta hedef alınan yalnızca insanlar değildi; düşünce özgürlüğü, laiklik, demokrasi ve insan onuru hedef alındı.
Demokrasi güçlerine çağrımız açıktır: Sivas Katliamı yalnızca Alevilerin acısı değildir. Madımak’ta yakılmak istenen değerler, bütün toplumun ortak değerleridir. Bir ülkede cezasızlık normalleşirse, hiçbir yurttaş kendini güvende hissedemez.
Son yıllarda Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve temel haklar alanında yaşanan gerilemeler, geçmişle yüzleşme süreçlerini daha da zorlaştırmıştır. Ancak demokratik toplumlar geçmişlerini inkâr ederek değil, hakikatle yüzleşerek güçlenir.
Biz Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) olarak; intikamın değil adaletin, nefretin değil barışın, ayrımcılığın değil eşit yurttaşlığın savunucusuyuz. Son sözüm şudur: Sivas yalnızca geçmişin değil, Türkiye’nin vicdan meselesidir. Tarihi ile gerçek anlamda yüzleşmeden Türkiye’nin demokrasi iddiası olamayacaktır.
Berlin, 24 Temmuz 2026
 
Teşekkür
Alevi Haber Ağı olarak, Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Madımak Katliamı davasına ilişkin kararını değerlendiren, sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Başkanı Kemal Karabulut’a teşekkür ediyor; hakikat, adalet, demokrasi ve eşit yurttaşlık mücadelesine ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşmasından dolayı kendisine şükranlarımızı sunuyoruz.
 
Alevi Haber Ağı (AHA), Sivas Madımak Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının farklı boyutlarını; Alevi kurumlarının temsilcileri, hukukçular, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler, siyasetçiler ve hak savunucularının görüşleriyle aktarmayı sürdürecektir.
 
Saygılarımızla,
Hasan Subaşı
AHA Yayın Kurulu Başkanı
24 Yıldır Aynı Festival, Peki Dersim Ne Kazandı?

24 Yıldır Aynı Festival, Peki Dersim Ne Kazandı?

24 yıldır düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali büründüğü son durumu ile artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır
Bu festival gerçekten Dersim'in kadim kimliklerini, kültürünü, dilini, itıkatını ve doğasını mı yaşatıyor?
Federasyon bileşenlerimizin emek ve katkılarıyla da temelleri atılan Munzur Kültür ve Doğa Festivali, ne yazık ki daha üçüncü yılından itibaren çeşitli ideolojik yapıların etkisi altına girmiş, kuruluş amacından sistemli bir şekilde uzaklaştırılmıştır. Halkın ortak kültürünü, itikatını, dilini ve doğasını yaşatması gereken bu festival, yıllar içinde belirli siyasi çevrelerin propaganda alanına dönüştürülmüş; Dersim'in gerçek değerleri ise bilinçli ya da bilinçsiz biçimde geri plana itilmiştir.

Her geçen yıl Dersim'i temsil etmekten biraz daha uzaklaşan festival, bugün ne Dersim'in kültürel hafızasını ne de halkın ortak vicdanını yansıtmaktadır. Aksine, bu yıl açıklanan programla birlikte festival, farklı siyasi örgütlenmelerin ideolojik ve kendi iç hesaplaşmalarını yürüttüğü bir platforma dönüşmüş görünmektedir.

Şimdi herkesin vicdanına şu soruyu bırakıyoruz:
Bu siyasi gösterilerin Dersim coğrafyasına, kültürüne, diline, inancına, doğasına ve geleceğine ne gibi bir katkısı vardır?
Eğer bu soruya verilecek somut bir cevap yoksa, o halde ortada kültür festivali değil; Dersim'in adı ve birikimi üzerinden yürütülen siyasi bir gösteri vardır. Hiç kimsenin Dersim'in ortak değerlerini kendi ideolojik ajandasına malzeme yapmaya hakkı yoktur. Festival, bilinen çevrelerin değil, Dersim halkının ortak sesi olmak zorundadır. Bunun dışındaki her anlayış, festivalin ruhuna da Dersim'in toplumsal hafızasına da zarar vermektedir.
Dersim'in en temel sorunları ortadayken festival bunların hangisine çözüm üretmiştir? Ana dilimiz Kırmancki/Zazaca her geçen gün yok olmaya yüz tutarken, inancımız asimilasyon baskısıyla karşı karşıyayken, boşaltılan köyler hâlâ eski yaralarını saramamışken, coğrafyanın dört bir yanını saran Kalekollar toplum üzerinde sürekli bir baskı ve korku iklimi yaratırken; yaşam hakkının, özgürlüklerin ve geleceğin tartışmalı olduğu bu coğrafyada festival bugüne kadar hangi somut katkıyı sunmuştur?

24 yıl boyunca kaç panelde bu gerçekler samimiyetle konuşuldu? Kaç rapor hazırlandı? Kaç somut çözüm önerisi geliştirildi?
Festival adı altında her yıl aynı siyasi sloganlar, aynı propaganda dili ve aynı isimler sahneye çıkarılıyor. Oysa Dersim'in ihtiyacı propaganda değil; kültürünü koruyan, dilini yaşatan, itikatını sahiplenen, doğasını savunan, gençlerine gelecek sunan, Ahlak ve erdemliliği koruyan gerçek planlamalardır.
Bugün gelinen noktada festival; kültürü büyüten değil, kendi özünden uzaklaşmış, halkın gerçek sorunlarını perdeleyen, birkaç günlük kalabalıklar oluşturan bir organizasyona dönüşmüştür. Geriye ise çevre kirliliği, çöpler ve çözümsüzlük kalmaktadır.

Dersim halkı artık şunu sorma hakkına sahiptir:
24 yıldır yapılan bu festival Dersim'e ne kazandırdı?
Bu soruya şeffaf, somut ve vicdani bir cevap verilemediği sürece; "kültür ve doğa festivali" söylemi, yalnızca içi boş bir slogan olarak kalacaktır.
Dersim'in ihtiyacı yeni propagandalar değil; diline, itikatına, kültürüne, doğasına, ekonomisine ve halkının geleceğine sahip çıkan samimi bir iradedir. Hesap vermeyen, halkın gerçek sorunlarını konuşmayan ve çözüm üretmeyen hiçbir organizasyon, ne kadar köklü olursa olsun, toplum nezdinde meşruiyetini koruyamaz.
Amacından uzaklaştırılan Munzur Kültür ve Doğa Festivali'nin sürdürülmesi Ne Ölçüde Anlamlıdır?
Dersim halkı artık figüran olmayı kabul etmeyecektir.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)
21 Temmuz 2026

14/15 Kasım 1937… Elazığ Buğday Meydanı… ve idam fotoğrafları

14/15 Kasım 1937… Elazığ Buğday Meydanı… ve idam fotoğrafları

Hukukun askıya alındığı, kararın önceden verildiği bir gecede; Seyit Rıza, Usenê Seydi, Aliyê Mirzê Sıli, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê idam edildiler. Seyit Rıza'nın ve oğlunun yaşları bile idam edilebilmeleri için mahkeme kararıyla değiştirildi. Ardından mezarları gizlendi; ailelerine bir mezar taşı, bir Gülbenk okuyacak, bir mum yakacak yer bile çok görüldü.

Bugün bu idamların üzerinden 89 yıl geçti.
Berlin Freie Üniversitesi'nde görev yapan tarihçi Dr. Sedat Ulugana, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamlarından hemen sonra çekildiği belirtilen 6 orijinal fotoğrafı kamuoyuna sundu. Bu fotoğraflar yalnız Dersim tarihinin değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin de en çarpıcı ve en ağır belgeleri arasında olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletine bir kez daha sesleniyoruz;
89 yıldır hakikatten kaçtın. 89 yıldır mezar yerlerini açıklamadın. 89 yıldır Dersim'in acılarıyla yüzleşmek yerine susmayı tercih ettin.
Artık susma. Arşivlerini aç. Bu fotoğraflar gerçek mi, değil mi? Açıkla. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir. Vicdan bunu gerektirir. Adalet bunu gerektirir.

Dersimlileri, araştırmacıları ve kamuoyunu bu fotoğrafların doğruluğunu kendi imkânlarıyla araştırmaya ve kanıtlamaya mecbur bırakma. Ey devlet, biraz adalet! Elindeki arşivler gerçeği söylüyorsa bunu açıklamak senin görevin, tarihsel sorumluluğun ve vicdani yükümlülüğündür; bu yükü mağdurların ve onların torunlarının omuzlarına bırakmak değil.

Bugün önünde yeni bir sınav var.
Bu fotoğraflar gerçekse doğrula; gerçek değilse bunu da bütün belgeleriyle ortaya koy. Sessizlik de bir tercihtir. İnkâr da tarihin önünde bir sorumluluktur. Artık belirsizliğin arkasına saklanma.

Bugün bir kez daha Seyit Rıza'nın darağacındaki haykırışı kulaklarımızda çınlıyor:
"Evlad-ı Kerbelayız. Günahsızız. Ayıptır! Zulümdür! Cinayettir!"
Ve biz, 89 yıl sonra aynı soruları sormaya devam ediyoruz:
Seyitlerimizin mezarları nerede?
Bu fotoğraflar gerçek mi? Devlet arşivlerinde bu fotoğraflara ilişkin kayıtlar var mıdır?

Bir devletin en temel görevi, vatandaşının canını, malını, mülkünü ve onurunu korumaktır. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde hakikate, adalete ve devlet ciddiyetine dair en küçük bir sorumluluk duygusu kaldıysa, arşivlerini açmalı ve bu fotoğrafların gerçek olup olmadığını kamuoyuna açıklamalıdır.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)
10 Temmuz 2026

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu FDG – Resmi sayfasıs Beitrag

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu FDG – Resmi sayfasıs Beitrag

Dersim Kırımı Envanteri, Dokuz Örnek Vaka ve Mekân kitabının tanıtımı,

14 Haziran 2026 tarihinde Berlin Dersim Kültür Derneği’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi.
Hakk’a yürüyen DKG Başkanı, değerli hemşerimiz Hüseyin Kenan Aydın’ın anılması ile başlayan etkinlik, FDG 2. Başkanı Abidin Polat’ın Möderatörlüğünde, katılımcıların gösterdiği büyük ilgi ve duyarlılıkla anlamlı bir hafıza buluşmasına dönüştü.

Araştırmacı-yazar Cemal Taş ve Prof. Dr. Bülent Bilmez, yıllara yayılan çalışmalarını, saha deneyimlerini ve bu önemli projenin ortaya çıkış sürecini katılımcılarla paylaştılar. Sunumun ardından söz alan geniş Dersim coğrafyasından katılımcılar, hafızalarında yer etmiş bilinen ve bilinmeyen kırım mekânlarını, ailelerinden aktarılan tanıklıkları ve bu acı tarihin yaşamlarındaki izlerini dile getirdiler. Sorular, katkılar ve paylaşımlarla Dersim Soykırımı üzerine kolektif hafıza bir kez daha canlandı ve güçlendi.

Cemal Taş ve Bülent Bilmez’in yürüttüğü bu çalışma, yıllardır sürdürülen Tertele araştırmalarında hem akademik hem de yerel düzeyde önemli bir boşluğu doldurmakta, aynı zamanda gelecekte yapılacak çalışmalar için güçlü bir zemin oluşturmaktadır. Hayata geçirilecek web platformu sayesinde yeni bilgiler, tanıklıklar ve belgeler sürekli olarak envantere eklenerek bu hafıza canlı tutulacaktır.

Sadece tanıklıkları değil; ağıtları, eski ve güncel görselleri, isimleri tespit edilebilen mağdurları ve dönemin resmî görevlilerini de kapsayan Dersim Kırımı Envanteri, tarihle yüzleşmek, hakikatin izini sürmek ve onarıcı adalet arayışına katkı sunmak isteyen herkes için son derece değerli bir başvuru kaynağı olacaktır.

Bu kıymetli çalışmaya emek veren dostlarımız Cemal Taş ve Prof. Dr. Bülent Bilmez’e içten teşekkürlerimizi sunuyor, çalışmalarının büyüyerek devam etmesini diliyoruz. Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) ve Berlin Dersim Kültür Derneği olarak, bu önemli hafıza ve dayanışma mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğimizi ifade etmek isteriz.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)
Dersim Kültür Derneği Berlin

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu FDG – Resmi sayfasıs Beitrag

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu FDG – Resmi sayfasıs Beitrag

Almanya Parlamentosu’nda 7 Mayıs 2026 tarihinde Dersim 38 Soykırımı (Tertelê) Anması Gerçekleştirildi:

Konu başlığı: Almanya’nın Süreçteki Rolü

Dersim 1938 Soykırımı’nda (Tertelê’de) katledilen canlarımız, Almanya Federal Meclisi’nde düzenlenen anlamlı bir programla anıldı. “Adalet ve hakikat istiyoruz!” çağrısıyla gerçekleştirilen buluşmada, tarihsel yüzleşme, hakikatlerin açığa çıkarılması ve Almanya’nın süreçteki rolünün araştırılması yönünde önemli talepler dile getirildi.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), AABF, Berlin Dersim Kültür Derneği, BAT-Cemevi ve AGADEKA e. V. Berlin’in ortak organizasyonuyla düzenlenen etkinlik, SPD ve Sol Parti (Die Linke) ev sahipliğinde Almanya Federal Meclisi’nde gerçekleştirildi. Programa milletvekilleri, akademisyenler, sanatçılar, demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

FDG’nin 2017 yılında Almanya Federal Meclisi’ne yaptığı resmi başvuruda, özellikle Dersim sürecinde gaz kullanımı iddialarının araştırılması ve Almanya’nın dönemdeki teknik destek rolünün incelenmesi talep edilmişti. Bugünkü görüşmelerde de bu başlıklar yeniden gündeme taşındı ve bağımsız bir araştırma komisyonunun kurulmasının gerekliliği vurgulandı.

Toplantının açılış konuşmaları SPD Milletvekili Hakan Demir, Sol Parti / Die Linke Milletvekili Pascal Meiser, FDG Başkanı Kemal Karabulut ve BAT-Cemevi 2. Başkanı Kadir Şahin tarafından yapıldı. Ardından organizasyonu gerçekleştiren kurumlar adına hazırlanan pozisyon belgesi Tahsin Tekin tarafından sunuldu. Prof. Dr. Tessa Hofmann Terletenin önemli esikleri ve Almanya ile irtibatını içeren anlamlı bir konuşma yaptı.

Prof. Dr. Tessa Hofmann, Dersim 38 sürecini tarihsel ve akademik boyutlarıyla değerlendirirken; Prof. Dr. Kenan Engin de soykırımın bilimsel olarak araştırılması ve uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesine ilişkin önemli başlıklara dikkat çekti.

Program kapsamında söz alan Almanya Federal Meclisi Başkan Vekili Bodo Ramelow, Dersim toplumunun yaşadığı tarihsel travmanın görmezden gelinemeyeceğini belirterek, Almanya’nın bu konudaki sorumluluğunun araştırılması gerektiğini ifade etti. Görüşmelerde özellikle Dersim 38 sürecinde kullanılan gaz iddialarının kapsamlı biçimde incelenmesi ve bu konuda resmi bir araştırma komisyonunun oluşturulması yönünde ortak bir yaklaşımın oluştuğu belirtildi. Sürecin Almanya Federal Meclisi Başkan Vekili Bodo Ramelow tarafından takip edilmesi konusunda da mutabakata varıldığı ifade edildi.
Toplantıda ayrıca Die Linke, Bündnis 90/Die Grünen ve SPD temsilcilerine Almanya Federal Meclisi’nden beklenti ve talepler ayrıntılı biçimde aktarıldı. SPD Milletvekili Hakan Demir ile Sol Parti / Die Linke Milletvekili Pascal Meiser’e destekleri ve organizasyona sundukları katkılar nedeniyle teşekkür edildi.

Etkinlikte ayrıca Ferat Koçak ve Cem İnce de söz alarak, Alevi toplumuna yönelik yürütülen politikaların bir soykırım niteliği taşıdığına dikkat çekti. Yapılan konuşmalarda yüzleşme, adalet ve tarihsel hakikatin ortaya çıkarılması yönünde ortak iradenin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Sanatçı İmam Özgül, Alman devlet arşivlerinin açılması gerektiğine dair değerlendirmelerde bulunurken, Omcalılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi Agasi Özvural ise Dersim ve Muş Varto başta olmak üzere Alevi coğrafyasında yürütülen ekolojik yıkım projeleriyle göç ve asimilasyon politikalarının devam ettiğini ifade etti.

AABF, AGADEKA, Berlin Dersim Derneği ve Berlin Alevi Toplumu temsilcilerinin de hazır bulunduğu anma programı, Pascal Meiser’in kapanış konuşmasıyla sona erdi. Birlikte güçlüyüz, tüm katkı sunanlara teşekkürlerimizle.

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)

FDG 8. Olağan Kongresi Sonuç Bildirgesi Açıklandı: “Tarihsel Sorumluluk, Kolektif Hafıza ve Mücadele Kararlılığı”

FDG 8. Olağan Kongresi Sonuç Bildirgesi Açıklandı: “Tarihsel Sorumluluk, Kolektif Hafıza ve Mücadele Kararlılığı”

8. FDG-Kongress in Berlin: Erinnerung, Teilhabe und demokratische Verantwortung

⌈AHA⌉ Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), 7 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirdiği 8. Olağan Kongrenin sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı. Bildirgede, Dersim 1937–38 Soykırımı başta olmak üzere tarihsel yüzleşme, kolektif hafızanın korunması, güncel siyasal gelişmeler ve federasyonun yeni dönem mücadele hattı kapsamlı biçimde ele alındı.

Kongre, 1937–38 Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenler anısına Dersim Soykırımı Anıtı önünde yapılan saygı duruşu ile başladı. Bu başlangıcın, kongrenin yalnızca örgütsel bir toplantı değil; siyasal, toplumsal ve ahlaki bir yüzleşme iradesi taşıdığının altı çizildi.

“Soykırımın Etkileri Sona Ermiş Değildir”
Sonuç bildirgesinde, 1937–38 Dersim Soykırımı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi olmadığı; dil, kültür, inanç ve yaşam felsefesini hedef alan bütünlüklü bir imha politikası olduğu vurgulandı. Aradan geçen 88 yıla rağmen inkâr rejiminin farklı araçlarla sürdüğü belirtilerek, Dersim coğrafyasında doğa tahribatı, kutsal mekânlara yönelik müdahaleler ve asimilasyon politikalarına dikkat çekildi.

Toplumsal Çözülme ve Yapısal Müdahaleler
FDG, gençlerin işsizlik ve göç politikalarıyla üretim süreçlerinden dışlanmasının, kadınların kamusal yaşamdan uzaklaştırılmasının ve toplumun çaresizlik duygusuna sürüklenmesinin münferit değil, kolektif direnci zayıflatmayı hedefleyen yapısal müdahaleler olduğunu ifade etti. Bu durumun toplumsal ve psikolojik bir krize işaret ettiği vurgulandı.

Küresel Süreçler ve Siyasal Duruş
Bildirgede, savaşların ve zorunlu göçlerin olağanlaştığı küresel bir dönemde FDG’nin tutumunun net olduğu belirtilerek; yaşamdan, barıştan, halkların eşitliğinden, inanç özgürlüğünden ve kültürlerin kendini var etme hakkından yana olunduğu ifade edildi. Bu duruşun politik bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk olduğu kaydedildi.

20 Yıllık Kurumsal Birikim
FDG’nin 20 yıllık geçmişiyle Avrupa’da Dersim kimliğinin, kültürünün ve inancının örgütlü sesi olduğu vurgulanan bildirgede; kültürel üretimler, akademik çalışmalar, hafıza politikaları ve uluslararası adalet mücadelesinin önemli bir kolektif birikim yarattığı belirtildi.
Kongre kapsamında ayrıca, rejisör Gülsel Özkan tarafından sunulan “Küllerinden Doğan Dersim” belgeselinin ön çalışmaları paylaşıldı. Çalışmanın, Dersim’in tarihsel travmalar karşısındaki direncini ve yeniden var olma iradesini güçlü biçimde yansıttığı ifade edildi.

Dayanışma ve Katılım
Kongrede dayanışma konuşmaları; Hakan Demir, Pascal Meiser, Ferat Koçak, Sevim Aydın, Ali Tutay ve İsmail Yüceer tarafından yapıldı.

Yeni Yönetim Belirlendi
Kongrede önceki dönem yönetimi oy birliğiyle aklanırken, yapılan seçimlerle FDG’nin yeni yönetim organları belirlendi. İlk toplantıda;

  • Kemal Karabulut Genel Başkan,
  • Abidin Polat 2. Başkan,
  • Haydar Çelik Genel Sekreter,
  • Eylem Al Genel Sayman olarak seçildi.

Yönetim Kurulu üyeleri ise Şahin Avseren, Tahsin Tekin, Gazel Aydınoğlu, Fatma Akgül, A. Haydar Vural, Zeki Tunç, Turna Cömert, Çetin Bozdağ, Sercan Müldür ve Umut Çevik oldu. FDG İtikat Kurulu temsilciliğinin Pir Turabi Karabulut tarafından yürütülmesi onaylandı.
Sonuç bildirgesi, gençlerin ve kadınların karar alma süreçlerinde daha etkin olduğu; doğayı, dili ve inancı savunan daha örgütlü bir mücadeleyi büyütme kararlılığıyla sona erdi.