FDG 8. Olağan Kongresi Sonuç Bildirgesi Açıklandı: “Tarihsel Sorumluluk, Kolektif Hafıza ve Mücadele Kararlılığı”

FDG 8. Olağan Kongresi Sonuç Bildirgesi Açıklandı: “Tarihsel Sorumluluk, Kolektif Hafıza ve Mücadele Kararlılığı”

8. FDG-Kongress in Berlin: Erinnerung, Teilhabe und demokratische Verantwortung

⌈AHA⌉ Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), 7 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirdiği 8. Olağan Kongrenin sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı. Bildirgede, Dersim 1937–38 Soykırımı başta olmak üzere tarihsel yüzleşme, kolektif hafızanın korunması, güncel siyasal gelişmeler ve federasyonun yeni dönem mücadele hattı kapsamlı biçimde ele alındı.

Kongre, 1937–38 Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenler anısına Dersim Soykırımı Anıtı önünde yapılan saygı duruşu ile başladı. Bu başlangıcın, kongrenin yalnızca örgütsel bir toplantı değil; siyasal, toplumsal ve ahlaki bir yüzleşme iradesi taşıdığının altı çizildi.

“Soykırımın Etkileri Sona Ermiş Değildir”
Sonuç bildirgesinde, 1937–38 Dersim Soykırımı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi olmadığı; dil, kültür, inanç ve yaşam felsefesini hedef alan bütünlüklü bir imha politikası olduğu vurgulandı. Aradan geçen 88 yıla rağmen inkâr rejiminin farklı araçlarla sürdüğü belirtilerek, Dersim coğrafyasında doğa tahribatı, kutsal mekânlara yönelik müdahaleler ve asimilasyon politikalarına dikkat çekildi.

Toplumsal Çözülme ve Yapısal Müdahaleler
FDG, gençlerin işsizlik ve göç politikalarıyla üretim süreçlerinden dışlanmasının, kadınların kamusal yaşamdan uzaklaştırılmasının ve toplumun çaresizlik duygusuna sürüklenmesinin münferit değil, kolektif direnci zayıflatmayı hedefleyen yapısal müdahaleler olduğunu ifade etti. Bu durumun toplumsal ve psikolojik bir krize işaret ettiği vurgulandı.

Küresel Süreçler ve Siyasal Duruş
Bildirgede, savaşların ve zorunlu göçlerin olağanlaştığı küresel bir dönemde FDG’nin tutumunun net olduğu belirtilerek; yaşamdan, barıştan, halkların eşitliğinden, inanç özgürlüğünden ve kültürlerin kendini var etme hakkından yana olunduğu ifade edildi. Bu duruşun politik bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk olduğu kaydedildi.

20 Yıllık Kurumsal Birikim
FDG’nin 20 yıllık geçmişiyle Avrupa’da Dersim kimliğinin, kültürünün ve inancının örgütlü sesi olduğu vurgulanan bildirgede; kültürel üretimler, akademik çalışmalar, hafıza politikaları ve uluslararası adalet mücadelesinin önemli bir kolektif birikim yarattığı belirtildi.
Kongre kapsamında ayrıca, rejisör Gülsel Özkan tarafından sunulan “Küllerinden Doğan Dersim” belgeselinin ön çalışmaları paylaşıldı. Çalışmanın, Dersim’in tarihsel travmalar karşısındaki direncini ve yeniden var olma iradesini güçlü biçimde yansıttığı ifade edildi.

Dayanışma ve Katılım
Kongrede dayanışma konuşmaları; Hakan Demir, Pascal Meiser, Ferat Koçak, Sevim Aydın, Ali Tutay ve İsmail Yüceer tarafından yapıldı.

Yeni Yönetim Belirlendi
Kongrede önceki dönem yönetimi oy birliğiyle aklanırken, yapılan seçimlerle FDG’nin yeni yönetim organları belirlendi. İlk toplantıda;

  • Kemal Karabulut Genel Başkan,
  • Abidin Polat 2. Başkan,
  • Haydar Çelik Genel Sekreter,
  • Eylem Al Genel Sayman olarak seçildi.

Yönetim Kurulu üyeleri ise Şahin Avseren, Tahsin Tekin, Gazel Aydınoğlu, Fatma Akgül, A. Haydar Vural, Zeki Tunç, Turna Cömert, Çetin Bozdağ, Sercan Müldür ve Umut Çevik oldu. FDG İtikat Kurulu temsilciliğinin Pir Turabi Karabulut tarafından yürütülmesi onaylandı.
Sonuç bildirgesi, gençlerin ve kadınların karar alma süreçlerinde daha etkin olduğu; doğayı, dili ve inancı savunan daha örgütlü bir mücadeleyi büyütme kararlılığıyla sona erdi.

Dersimde Hızır Ayında Cem ve Muhabbet Buluşmaları

Dersimde Hızır Ayında Cem ve Muhabbet Buluşmaları

Dersimde Hızır Ayında Cem ve Muhabbet Buluşmaları

Zonê Xode Raa Haqi Sero Qeseykemê!
Dersimde Hızır Ayında Cem ve Muhabbet Buluşmaları
Dilimizin ve İtikadımızın Yok Oluşu, Toplumumuzun Yok Oluşudur!

Zonê Xode Raa Haqi Sero Qeseykemê!
Dersimde Hızır Ayında Cem ve Muhabbet Buluşmaları
Dilimizin ve İtikadımızın Yok Oluşu, Toplumumuzun Yok Oluşudur!
Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) olarak, Dersim’in kadim coğrafyasında, Cem Evlerimizle birlikte Şubat 2026 Hızır ayı buluşmalarını örgütlemekteyiz. Bu Xızır Cemi buluşmaları, bir inanç takviminin parçası ya da geleneksel bir ritüel olmanın çok ötesinde; Dersim halkının dili, inancı ve kolektif varlığı üzerinde yüzyıllardır sistematik biçimde sürdürülen yok etme politikalarına karşı geliştirilmiş açık ve bilinçli bir direniş pratiği olacaktır.
Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Kırmanckî/Zazaca dili, inkâr, yasak, bastırma ve zorunlu sessizlik politikalarıyla sistemli biçimde tasfiye edilmek istenmektedir. Dilin susturulması, yalnızca bir iletişim aracının kaybı değil; aynı zamanda itikattın, hafızanın ve toplumsal sürekliliğin felç edilmesidir. İtikattın susturulması ise Dersim’in insansızlaştırılması, hafızasızlaştırılması ve köksüzleştirilmesi anlamına gelmektedir.
Dersim halkı için gerçek açıktır. 1937–38’de silah, zor ve sürgünle yürütülen süreç, bugün farklı araçlarla sürdürülmektedir. Açık baskının yerini ekonomik kırılma, kimlik erozyonu, toplumsal örgütsüzleştirme ve kültürel yabancılaştırma almıştır. Özellikle gençler üzerinden yürütülen uyuşturucu, suç ağları, kayıp ve yalnızlaştırma politikaları, Dersim toplumunun bağlarını zayıflatmayı ve ortak direncini kırmayı hedeflemektedir. Dersim’de gençlik, toplumsal belleğin ve direnişin sürekliliğidir; gençliği hedef alan her müdahale, toplumu susturmaya yöneliktir.
Bu tarihsel ve siyasal bağlamda, Hızır ayı buluşmalarımız; Avrupa’dan katılacak itikat Kurulumuzun Ana ve Pirlerinin öncülüğünde, ısrarla ve bilinçli biçimde Kırmanckî/Zazaca yürütülecektir. Bu tutum bir tercih değil; tarihsel sorumluluk, etik zorunluluk ve kolektif varoluş bilincinin kaçınılmaz sonucudur.
Xızır Cemi buluşmalarımız: Asimilasyona karşı canlı bir toplumsal hafıza, İnkâra karşı kurulan söz ve hakikat, Kültürel ve inançsal talana karşı geliştirilen onurlu bir duruştur.
Dolayısıyla bu etkinlikler, yalnızca bir ritüel değil; “Buradayız, varız ve yok olmayacağız” iradesinin kamusal ve siyasal ifadesidir.
Cem ve Muhabbet Buluşmalarımız – Yer ve Tarihleri:
• Erzincan – Pir Sultan Abdal Cemevi |12.02.2026 | Saat: 17.00

• Pülümür – Alevi Kültür Dernekleri Pülümür Şubesi | 13.02.2026 | Saat: 17.00

• Dersim Merkez – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği |14.02.2026 | Saat: 17.00

• Ovacık – Ovacık Cemevi | 15.02.2026 | Saat: 17.00

• Hozat – Hasan Saltık Kültür Merkezi |  16.02.2026 | Saat: 17.00

Bu buluşmalar; Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri ve Hozat Belediyesi ile; ortak irade, ortak sorumluluk ve ortak direnç bilinci temelinde örgütlenmektedir.
Bu kurumlar, Dersim’in kültürel ve inançsal hafızasını sahiplenmeye yönelik çalışmalarını yıllardır yürütmektedirler.
Federasyonumuzun İtikat Kurulu’nu temsilen Turabi Karabulut, Cevahir Altınok, Narin Günçiçeği, Firaz Yalvaç, Haydar Buga ve Zakir Fırat Erinç, yereldeki pir ve analarımızla birlikte bu buluşmalarda yer alacaktır.
Bu topraklarda:
Kültürel tahribata boyun eğilmeyecek, İnanç gaspına sessiz kalınmayacak, Dilimizin yok edilmesine asla rıza gösterilmeyecektir.
Bizler için Xızır Cemleri; Var olmanın, Sahip çıkmanın, Direnmenin adıdır.
Tüm canları; diline, itikadına, kültürüne ve coğrafyasına sahip çıkmaya, Xızır Cemi buluşmalarımızda bizlerle birlikte olmaya ve birlikte direnmeye çağırıyoruz.
Xızır yolumuzdur. Dilimiz hafızamızdır. Dersim onurumuzdur.
Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)

29 Ocak 2026

Xatırıye / Başsağlığı – Ali Bulut’u Berlin’den Hardo dewrês´e uğurlarken

Xatırıye / Başsağlığı – Ali Bulut’u Berlin’den Hardo dewrês´e uğurlarken

X a t ı r ı y e / Başsağlığı

Ali Bulut´ki wertê mara perra, şi haqiya xo.

Ali Bulut’u Berlin’den Hardo dewrês´e uğurlarken:

Dersim 1937–1938 Tertelesi’ni yaşamış ulu çınarlarımızdan, geleneksel Dersim’in değerlerini bir ömür boyunca yaşayan/taşıyan, halkının belleğini yüreğinde koruyan Ali Bulut,bugün 4 Kasım 2025’te aramızdan ayrılarak Hakk’a yürüdü.

1932 yılında (Nüfus kaydı, kendi deyimi 1026 doğumlu olduğu) , dağlarıyla, sularıyla, cemleriyle yoğrulmuş bir coğrafyada Dersim´in Paxê Havig (Baba Ocağı) Köyünde doğdu. Henüz 6/12 yaşındayken, insanlığın kara sayfalarına kazınan Dersim Tertelesi’ne bizzat tanıklık etti.

O günlerin acısı, Halvori kayalıklarında yankılanan çığlıklar, yanan köylerin dumanı, yitirilen canların sessizliği ömrü boyunca onun kalbinden hiç silinmedi.
Yaşadığı o korkunç günleri, Federasyonumuzun öncülüğünde başlatılan Dersim 1937–1938 Sözlü Tarih Projesi (DSTP)’ne aktararak, gelecek kuşaklara bir vasiyet bıraktı.

Derin bir sızıyla ama büyük bir sorumlulukla anlattı…“Unutmayın,” derdi, “unutmak yeniden öldürmektir.” derdi. (Fotoğraf DSTP- Komitemizin değerli emektarlarından ve har an saygıyla andığımız merhum Mehmet Yıldız ile…)

O ömrünün sonuna kadar Dersim vurgunu yani travması ile yasadı. Ali Bulut, bu zulmü işleyenleri hiçbir zaman affetmedi. Her fırsatta, Türk devletinin Dersim’de işlenen bu büyük insanlık suçu ile yüzleşmesinin tarihsel ve vicdani bir zorunluluk olduğunu dile getirdi. O, adaletin gecikse de mutlaka gelmesi gerektiğine inanırdı.

1993 yılında Avrupa’da kurulan ilk Dersim derneği olan Berlin Dersim Kültür Derneği’nin denetim kurulunda yer aldı. Kuruluşun ilk yıllarından itibaren halkı için, kimliği için, belleği için çalıştı. Yaşamının son anına kadar da bu derneğimizin bir üyesi olmaktan gurur duydu.

Ali Bulut, sadece bir tanık değil, aynı zamanda bir ışıktı. Her ortamda dostlarının moralini yükselten, neşesiyle çevresine umut saçan, ama kalbinin derinliklerinde halkının acısını, onurunu ve direncini taşıyan bir Dersim sevdalısıydı.

Bugün, onu sonsuzluğa uğurlarken,ailesine, dostlarına ve tüm Dersim halkına başsağlığı diliyoruz.

Anısı önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyoruz. Ruhu şad olsun, yolu ışıkla dolsun.

Hardo dewrês tore cıl u balisna bo, Bıra u pil.

 

 

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) 4 Kasım 2025

1. Berlin Alevi Kültür Festivali Coşkuyla Gerçekleştirildi

1. Berlin Alevi Kültür Festivali Coşkuyla Gerçekleştirildi

1. Berlin Alevi Kültür Festivali Coşkuyla Gerçekleştirildi

 Berlin’de Alevi kurumlarının ortak organizasyonuyla düzenlenen 1. Berlin Alevi Kültür Festivali yoğun katılımla gerçekleşti. Waterloo-Ufer’de gerçekleşen festivalde sanatçılar Suavi, Grup Bajar, Töre Anadolu, Erdal Kaya ve çok sayıda sanatçı sahne aldı.

Berlin Senatörü Cansel Kızıltepe, Friedrichshain-Kreuzberg Belediye Başkanı Clara Herrmann, AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Genel Başkanı Kemal Karabulut, AABF Genel Sekreteri Ufuk Çakır ve Berlin Cemevi Başkanı Dr. Yüksel Özdemir’in de aralarında bulunduğu isimler festivalde konuşma yaptılar. Çocuklara özel etkinliklerin ve kültürel programların da yer aldığı festival, gün boyu süren konserler ve etkinliklerle Berlin’de yaşayan Alevileri ve dostlarını bir araya getirdi.

Berlin Alevi Toplumu-Cemevi, BDAJ Berlin, BDAS Berlin, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu, AABF, Berlin Dersim Kültür Derneği, Berlin Sivaslı Canlar Derneği, Berlin Gaziantep Cemevi Derneği, Çorum Derneği Eğitim ve Kültür Merkezi, Bahadin Derneği Berlin, BSV Dersim, Akdağ Köyü Dayanışma ve Destekleme Derneği, Ovacık Kültür ve Dayanışma Derneği, Erzincan Küçükotlukbeli Derneği Berlin, Institutê Zivân û Kulturê Kirmanç (Zaza) IKK, Humanistischer Unternehmerverband, Aşnan Tiyatro Topluluğu ve Sivaslı Canlar Berlin tarafından birlikte düzenlenen festival kapsamında Alevilik derslerine giden çocuklar için karne şöleni düzenlendi, ayrıca çocuklar için özel oyun alanı da hazırlandı.

Dersim 38 Soykırımı Anıtı’nın olduğu (Dersim Cemaati’nin yanı) parkta düzenlenen festival gece 22.30’a kadar coşkuyla devam etti. Halkın çektiği halaylarla coşkusunu kattığı festivalde Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) Genel Başkanı Kemal Karabulut etkili bir konuşma yaptı. Karabulut, festivalin yalnızca bir şölen değil; Dersim’in belleğini, Alevi kimliğini ve yok edilmeye çalışılan kültürel mirası gelecek nesillere aktarmada önemli bir rol üstlendiğini vurguladı. Binlerce canın katıldığı etkinlikte diaspora koşullarında kimlik ve inanç mücadelesinin önemine dikkat çekerek, Aleviliğin anayasal güvence altına alınması gerektiğini dile getirdi. Festivalin kültürel buluşmanın yanı sıra politik bir hafıza mekânı işlevi gördüğünü ve dayanışma duygularını güçlendirdiğini ifade etti.

 Kemal Karabulut, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Ceniku, cenekene semti, cencene, Cuamerdene,
Ap u werezayane, Xal u derezayene, sıma pero xer ame.
Sevgili dostlar, değerli canlar,
Sizleri Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu adına sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz!

Bugün burada yalnızca bir festival yapmak için toplanmadık. Elbette coşacağız, eğleneceğiz ve lokmamızı paylaşacağız. Ama asıl sebebimiz daha derindir: Köklerimize sahip çıkmak, belleğimizi canlı tutmak, yok edilmek istenen kimliğimizi geleceğe taşımaktır!

Alevi olmak, Dersimli olmak sadece bir kimlik değil; adaletin, eşitliğin, insan sevgisinin yolunda yürümektir. Biz, bu onurlu mirasın taşıyıcılarıyız. Bu festival, sazımızla, semahımızla, sohbetimizle, lokmamızla işte bu değerleri sokağa, meydana, hayata taşımaktadır.”

“Türkiye Bize Özgür Yaşam Hakkı Tanımadı”

“Şunu unutmayalım: Bizler bu kültürü kendi topraklarımızda özgürce yaşama imkânı bulamadık. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti bizlere kendi yurdumuzda özgür bir yaşam hakkı tanımadı. Soykırımlarla, baskılarla, asimilasyon politikalarıyla inancımız, dilimiz, tarihimiz yasaklandı. Ekonomik çıkmazlara, zorunlu göçlere mahkûm edildik. Ve işte bu yüzden, bugün binlerce kilometre ötede, gurbette varlığımızı yaşatmaya çalışıyoruz!

En büyük yaralarımızdan biri ise dilimizdir. Kırmancki, yani Zazaca, yok oluşun eşiğine sürüklenmiştir. Dil giderse, hafıza gider; hafıza giderse biz de yok oluruz! Bu yüzden anadilimizi yaşatmak sadece kültürel bir tercih değil, bir varlık ve onur mücadelesidir!”

Kırmancki Hitap

“Bu nedenle sizlere kendi anadilimde, Zazaca da kısaca seslenmek istiyorum:

‘Dostene,
Ewro na festivale de ma ameyme te ri…
…Wame zulme sıma endi beso! Cawerde na dısmeneni! Şene mara berê waur!’”

“Dersim Görmezden Gelinemez

“Sevgili canlar,
Bugün buradan, ‘Terörsüz Türkiye, demokrasi ve kardeşlik’ masalları anlatanlara sesleniyoruz!

Evet, biz o coğrafyanın her karışında barış, demokrasi ve eşitlik istiyoruz. Ama unutmayın: Bizim talebimiz nettir, vazgeçilmezdir, asla geri adım atmayacağız!

Özgün Dersim için demokratik statü, eşit yurttaşlık ve kimliğimizin güvence altına alınması! Bu talep bir hakikat, bu talep bir var oluş çağrısıdır!

Dersim görmezden gelinemez, Dersim susturulamaz! Başta Dersim 38 Tertelesi olmak üzere, kanayan yaralarımızla yüzleşmeden bu topraklarda kimse bize gerçek barıştan söz edemez!”

“Alevilik Anayasal Güvence Altına Alınmalı”

“Ve buradan bir kez daha haykırıyoruz:
Aleviliği, Kültür Bakanlığı’nın bir alt birimine sıkıştırmaya asla izin vermeyeceğiz!

On yıllardır dile getirdiğimiz talebimiz bugün her zamankinden daha gür bir sesle yankılanıyor: Alevilik resmen tanınmalı, anayasal güvence altına alınmalıdır!”

“DiasporaYeniden Doğuş Alanı”

“Değerli canlar,
Bu festival yalnızca bir şölen değil; bizim için bir hafıza mekânıdır, bir var olma çığlığıdır! Diaspora, yalnızca bir kayıp değil; Almanya’ya ve Avrupa’ya göç, her şeyden önce bir direnç, bir varlık ve yeniden doğuş mücadelesidir. Biz burada köklerimizi yeniden yeşertiyor, yaşadığımız topluma da kendi renklerimizi katıyoruz.

O halde gelin, bu festivali sadece bir bayram değil, ortak bir söz, ortak bir yol, ortak bir direniş olarak görelim. Geçmişimizi unutmayalım, birbirimize daha sıkı sarılalım, geleceğe umutla yürüyelim!

Var olalım! Direnelim! Çoğalalım!

Hepinize teşekkür ediyor, festivalimizin birlik, kardeşlik ve dostluk içinde geçmesini diliyorum.
Sıma perunere berx u darena mı esta.
Wes u war be!”

ANIT DERSİM / BERLİN TÖRENİ DERSİM 1937-1938 – TERTELE (SOYKIRIMI) 4 Mayıs 2025

ANIT DERSİM / BERLİN TÖRENİ DERSİM 1937-1938 – TERTELE (SOYKIRIMI) 4 Mayıs 2025

ANIT DERSİM / BERLİN TÖRENİ

DERSİM 1937-1938 – TERTELE (SOYKIRIMI) 4 Mayıs 2025

 

 

ANIT DERSİM / BERLİN DERSİM 1937-1938 – TERTELE (SOYKIRIMI)

Kemal Karabulut FDG Başkanının Konuşması:

Meymane dılali, Doste Qedırgırani,  sıma pero piya xêr amê!

Ma ewro naza were ju kemerede emeyme telewêle. Ne kemere je kemerune binu niya! Kemere de gırana,

Dersimra ! Kou Sıpeye Hozat´ra ama!  Wenge Qome maua!

zırcayise mosmu –  pakunê 38´i kerdo pohst hen ama!

Nalena! Gegane yenera zu,  Az be az Qelwe ho kena ra, dırwetunê xo mısnenara Ma!

Qome marê adalet u haqiye, tedusteni, serbestiye wazena

…….

Sayın Bakan Özdemir, muhterem din adamları, sevgili Belediye Başkanımız, değerli milletvekilleri, bilim, basın, edebiyat, sanat ve sivil toplumun kıymetli temsilcileri – ve elbette: sevgili dostlar, değerli misafirler,

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu adına hepinizi anıtımızın bu görkemli açılış törenine yürekten hoş geldiniz diyerek selamlıyorum.

Bugün burada, tarihe tanıklık eden bir taşın önünde toplandık.
Ama bu, sıradan bir taş değil.
Bu taş, bir halkın hafızasını omuzlayan bir tanıktır.
Sadece bir anı değil, bir adalet arayışının, bir direnişin ve bir sesin bedenidir.

Bu taş, Dersim’in Beyaz Dağ,  KOU sıpê´den söküldü.
Bir zamanlar dillerin konuştuğu, türkülerin söylendiği, hikâyelerin yaşadığı topraklardan…
Ve o topraklarda bir gün bombalar, ateş ve gaz konuştu — insanlar susturuldu.
İşte o sessizliğin içinden bu taş yola çıktı.
Atölyeye girdi, içine kalbimizi koyduk.
Ve binlerce kilometre öteden Berlin’e geldi.
Bugün burada durduğu yerde, Artık sadece bir kaya değil — bir halkın ses

Bu Taş Neyin Tanığı?

Bu taş, 1937/38’de Dersim’de yaşanan tarihi soykırımın tanığıdır.
Yüz binlerce insanın evlerinden sürüldüğü, on binlercesinin katledildiği,
kadınların zorla alıkonulduğu, çocukların asimile edildiği karanlık bir dönemin tanığı.

1938’de Dersim’de yaşananlar sadece bir askerî harekât değil —
planlı, sistematik ve topyekûn bir yok etme politikasıydı.
Bunu sadece biz söylemiyoruz.
Devlet arşivleri, tarihçiler, tanıklar bunu yıllardır haykırıyor.
Ama ne yazık ki hâlâ resmi olarak tanınmadı, adı konmadı.

Bu anıt, o eksik kalan tanımaya bir adım daha yaklaştırıyor bizi.
Bir halkın sessizliğini değil, hakikatini haykırıyor.

Bu Yol Kolay Olmadı

Dersim Kültür Derneği’miz ve Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu bu projeyi yıllar boyunca büyük bir kararlılıkla yürüttü.
Tehditler gördük, saldırılara uğradık, iftiralarla mücadele ettik.
Ama asla vazgeçmedik.

2015’te Berlin Bölge Belediye Parlamentosu’na bu projeyi sunduğumda, yanımızda cesur yoldaşlarımız vardı:
Dernek üyelerimizin yanısıra, Sevim Aydın, Berna Gezik, Dr. Wolfgang Lenck, Martin Düspohl, Rıza Baran…
Yeşiller, Sol Parti ve Sosyal Demokratlar destek verdi.
Ama CDU’nun başını çektiği bir karşı cephe oluştu.

2016’daki meclis toplantısında, sadece düşüncelerimiz değil, bedenlerimiz de hedef alındı.
Alperen Ocakları, Perinçek’in İşçi Partisi, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Berlin Türk Cemaati…
Meclise İnkârcı ve ırkçı söylemler taşındı.

Tüm bunlara rağmen yılmadık.
Projeyi Kültür, Uyum ve Tarihi Anıtlar Komisyonu’na taşıdık.
Süreç uzadı ama toplumsal desteğimiz büyüdü.

Hakikati Savunduk

Bu sırada inkârcı propaganda yayıldı:
“1938 bir isyandı”, “soykırım olmadı” denildi.
Ama biz sadece acımızı değil — hakikatimizi de savunduk.

Martin Düspohl, Dr. Lenck, Gülşah Stapel, Natalia Bayer, Werner Heck gibi dostlarımızla
Berlin toplumunu bilgilendirme süreci başlattık.

Ve 29-30 Kasım 2018’de “Göç Toplumunda Hafıza Kültürü” başlıklı uluslararası bir sempozyum düzenledik.
Prof. Martin Lücke, Belediye başkanı Clara Herrmann, Berlin göçmenler sorumlusu Günter Piening gibi birçok akademisyen ve belediye temsilcisi bu anıtın gerekliliğini bilimsel, toplumsal ve etik temellerde savundu.

Ve Nihayet…

27 Mart 2019’da Berlin Meclisi, Yeşiller, Sol Parti, Piraten ve SPD’nin oylarıyla bu projeyi kabul etti.
CDU ´un tüm engellemelerine rağmen…
Bu karar bir belediye kararı değil — bir vicdan kararıydı.

2022’de Clara Herrmann başkanlığında Seçil Yersel ve Nadine Reschke projeye dâhil oldu.
Ezgi  Kılınçaslan, Raisa Galofre, Martin Systermans gibi sanatçılar üretim sürecine katıldı.
Ve heykeltıraş Ezgi Kılınçaslan’ın taslağıyla, taşın mekânla ilişkisi şekillendi.
Ve Dersimden başlayan yolculuk Berlin’de tamamlandı.
Çünkü bu taş, yaşadığı travmayı tam da burada görünür kılmalıydı.

Neden bu anıt Berlin’de?

Çünkü Dersim soykırımı yerel bir “yanlış anlama” değildi —
sistemli, stratejik, organize bir suçtu.
Ve bu suç yalnızca Türkiye sınırlarında işlenmedi.

Çünkü Almanya o dönemde sadece izlemekle kalmadı —
silah ve Gaz gönderdi, uçak sağladı, teknik bilgi paylaştı.
Ve Atatürk’ü bir “modernleşme ikonu” olarak gören ideoloji,
Berlin’de büyük bir hayranlıkla karşılandı.

Ve çünkü bu suç – tıpkı birçok başka suç gibi –
ancak gün yüzüne çıkarıldığında görünür olur.

Berlin, farklı hafızaların buluşma noktasıysa, Dersim’in de bu haritada bir yeri olmalı.

19 Mart 2025’te temel kazıldı.
Anıt, Berlin Dersim Kültür Derneği ile Amerika Anıt Kütüphanesi’nin arasındaki bu yeşil alana yerleştirildi.

Peki bir anıt ne ifade eder?

Anıtlar mesaj taşır: Onurlandırabilir, uyarabilir, suçlayabilir ya da sorumluluk alabilir.

Hangi hayatların ve acıların “sayılır” olduğunu gösterirler.
Bu yüzden anıtlar her zaman bir toplumsal yüzleşme alanıdır.

Bir anıt, kamusal hafızanın ta kendisidir.
Toplumun neyi hatırlamayı seçtiğini — ve neyi unuttuğunu — açık eder.

Şiddet, sürgün ya da baskı yaşamış ve travma yaşamış topluluklar için anıtlar, tanınma ve onur anlamına gelir.

Bu anıtlar der ki:
“Sizin acınız unutulmadı.“

O nedenle bu anıt, bizim topluluklarımızın, yaşanmış olayların kolektif hafızanın bir parçasıdır.
Bu anıta giden yol çok uzun ve zorluydu  – ama başarıyla sonuçlandırdık ve şimdi direnişin, adaletin ve görünürlüğün ününde duruyoruz”

Ve artık bu taş burada durdukça konuşacak.

Bu taş, tanıklık edecek.
O, çevresinde toplananlara hafıza aktaracak.
O, Dersim’in toprağının, suyunun, dilinin susmadığını haykıracak.

Bir halkın susturulan dilini, unutturulmak istenen tarihini ve inkâr edilen acısını dile getirecek.
Mezarları olmayanların, isimleri unutulanların, zorla evlat edinilen çocukların ve susturulan annelerin sesi olacak.
Bizi unutturmaya çalışanlara karşı bir hafıza duvarı olacak.

Ve unutmayın:

Bu taş, binlerce kilometre öteden gelip burada durdukça
sadece bir kaya değil, bir halkın sesi olacak.
Sadece geçmişin değil, geleceğin de tanığı olacak.

Bugün burada hep birlikte şunu haykıralım:

Gerçek susturulamayacak,

Unutturulmak istenen konuşulacak,

Yalanlar, sessizlikle değil, hafızayla bozulacak.

Katledilenler parlayacak –
Bir uyarı olarak, bir görev olarak, bir umut olarak.

Hepinize teşekkür ederim:
Bu yolu bizimle yürüyenlere,
Sessizliğini bozanlara,
Bugün burada açık yüreği ve açık gözleriyle duranlara.

Teşekkürler…

 

 

 

 

 

 

Zazaca hakkında röportaj

Zazaca hakkında röportaj

İranolog Prof. Dr. Ludwig Paul ile Zazaca Üzerine Söyleşi

Dr. Zeynep ARSLAN

Prof. Dr. Paul, İran dilleri çemberinde Zazaca’nın yeri nedir?

Zazaca bir Hint-Avrupa dilidir. Hint-Avrupa dilleri, İran’ın da aralarında bulunduğu birçok dil grubuna ayrılmıştır. İran dilleri içinde Zazaca, Batı İran dillerinden biridir. Diğer Batı İran dilleri Farsça, Kürtçe, Balochschi, Taleshi, Gilaki ve diğerleri.

Zazaca’nın kendi başına bir dil olup olmadığı nasıl kanıtlanabilir? Dil yakınlığı nasıl ölçülür ve bu ilişkinin ne kadar yakın ya da uzak olduğu nasıl belirlenebilir?

Burada iki dil arasındaki dilsel ilişkiyi ölçmek için gerekli olan birçok faktör vardır. Çok azına odaklanacağım. Farsça, Kürtçe ve Zazaca arasındaki ilişkiyi ölçebilmek için meseleye dilsel olarak metodolojik olarak sağlam bir şekilde yaklaşılması benim için önemlidir. Bu konuda pek çok yazı, deneme ve kitap var ve genellikle Autor_Innen dilsel olarak doğru olmayan bir şey yapıyor. Tek tek kelimeler gibi bireysel izole özellikleri alırlar ve bunları belirtilen dilleri karşılaştırmak için kullanırlar. Zazaca’dan on kelime, Farsça’dan on kelime ve Kürtçe’den on kelime alıyorlar, yani bu bir dil veya lehçe vb.

Bu nokta benim için çok önemli, çünkü Dil karşılaştırması için bilimsel yöntemlere ihtiyaç vardır. Bu bilimsel yöntemler genellikle sadece üniversite çalışmaları ile elde edilebilir. Bu ön koşula sahip değilseniz, yetkin bir dil ilişkisi analizi yapamazsınız.

Dilbilimsel bir bakış açısından, fonetik yasaların düzenli tarihsel gelişiminin analizi, dilsel bir ilişkinin belirlenmesi için büyük önem taşır. Örneğin, “biliyorum” kelimesini ele alalım. Zazaca “da ‘ez zana’, Kürtçe” de “dizanim” ve Farsça “da ‘mīdānam’ olarak adlandırılır. Burada Zazaca ve Kürtçe” de kabilede “zan-“, Farsça “da ise kabilede ‘dān-’ vardır. Bu nedenle bu kelime, bu diller arasındaki ilişkileri karşılaştırmak için önemlidir, çünkü Hint-Avrupa sesine kadar uzanır. Başka bir örnek ‘üç’ kelimesi ile sağlanır. Farsça” da üçe “se”, Kürtçe “de ‘sê’, Zazaca” da ise “hirê” olarak adlandırılır. Bu nedenle bu kelime de önemlidir, çünkü aynı zamanda her üç dilde de korunmuş olan bir Hint-Avrupa kelimesine geri döner. “Bilgi” ve “üç” kelimeleri, Kürtçenin Farsça ile Zazaca arasında nasıl durduğunun bir örneğidir. Kürtçe, Farsça ile akrabadır. Kürtçe ise daha çok Zazaca ile ilgilidir. Zazaca ve Farsça arasındaki ilişki ise o kadar yakın değildir.

Öte yandan, dil bilgisi bir dil ilişkisini belirlemek için önemlidir. Eski olan dilbilgisi kategorileri, tarihsel olarak dilde kök salmış olan birbirleriyle karşılaştırılmalıdır. Tarihsel ortaklıklar ve ortak yenilikler arasında ayrım yapmak da önemlidir. Spesifik olarak, buradaki soru, ortaklığın eski günlere geri dönüp dönmediği veya bu ortaklığın daha yakın zamanlarda oluşup oluşmadığıdır. Kural olarak, bu sorular ancak yalnızca bugünün İran dillerini bilmekle kalmayıp, aynı zamanda eski İran dilleri, Orta Farsça, Partça ve Awestisch hakkında da bilgi sahibi olunca belirlenebilir.

Bu, dilleri birbirleriyle karşılaştırabilmek için doğru yöntemi kullanmanın önemli olduğu anlamına gelir ve bu çok karmaşık bir şeydir. Eğer biri bu metodolojik gereklilikleri karşılamıyorsa, o zaman bir dil karşılaştırması bilim öncesi kalır ve sadece benzerliklerden söz edilebilir. Herkes dillerin benzerliklerinden bahsedebilir. Bu kolaydır, ancak dilsel bir bakış açısıyla dilsel yakınlıktan bahsetmek istiyorsanız, metodolojik bilimsel önkoşullara sahip olmanız gerekir.

Prof. Dr. Paul, Zazaca ve Kürtçe arasındaki ilişkiden biraz daha bahseder misiniz?

Zazaca, Kürtçe ve Farsça ve Beluçi ve Taleshi gibi diğer diller İran dilleridir ve uzun zaman önce ortak bir orijinal dilden geliştirilmiştir. Sadece kaba bir varsayımda bulunmaya cesaret edebilir ve yaklaşık üç ila dört bin yıl önce bu batı İran dillerinin birbirinden ayrıldığını söyleyebiliriz. Burada Hint-İran, İran, Batı İran ve Doğu İran ayırt edicidir. Batı İran, Eski, Orta ve Yeni İran olmak üzere üç akıma ayrılmıştır. Yeni İran dilleri arasında Farsça, Kürtçe, Beluci ve Zazaca vb. ayırt edilmelidir.

“zan”-, “dān”, “se”, “sê” ve “hirê” örneklerinde Kürtçe, Farsça ve Zazaca’nın birbiriyle ilişkili olduğunu görebilirsiniz. Farsça’nın Kürtçe’yle, Kürtçe’nin de Zazaca’yla daha yakından ilişkili olduğunu da görebilirsiniz. Kürtçe ve Zazaca’nın bazı ortak yönleri var, Farsça ve Kürtçenin bazı ortak noktaları var ve üç dilin de ortak noktaları var. Burada, birlikte miras alınan şeyler ile birlikte yenilenen şeyler arasında metodolojik bir ayrım yapılmalıdır. Bu nokta dilbilim ve diyalektoloji için çok önemlidir. Bu üç dilin ortak bir kalıtsal ses gelişimine sahip olduğunu “ilim” kelimesi ve “üç” kelimesi olmak üzere iki örnekle açıkladım. Ancak, şimdiki zaman kipleri her üç dilde de farklıdır. Farsça’da “mībaram” “taşıdığım, getirdiğim”, Kürtçe’de “ez dibim” ve zazaki’de “ez bena” anlamına gelir. Bu örnek, dillerin birbirinden ayrıldığını göstermektedir. Ancak bunların tamamen yeni gelişmeler, yani yaklaşık 1000 veya 1500 yıllık gelişmeler olduğunu da eklemeliyim. Bu, eski dilsel ilişki hakkında fazla bir şey söylemedikleri anlamına gelir.

Farsça, Kürtçe, Beluçça, Zazaca ve diğer diller Batı İrancasından ayrılmıştır. Burada, Batı İran “daki kesin ilişkiler hakkında, tüm dillerin birbirinden çok erken ayrıldığından daha fazla bir şey söylenemeyeceğini bilmek önemlidir. Proto-Zazaki” den Proto-Partça “ya ve Proto-Balochi” den Proto-Kürtçe “ye kadar birbirleriyle daha da yakın temas halinde olan diller kesinlikle vardı. Kürtçe ve Zazaca muhtemelen nispeten uzun zaman önce birbirlerinden ayrıldılar. Bu olay yaklaşık bin yıl öncesine yerleştirilebilir. İlginçtir ki Zazaca, Kurmanci” ye daha yakındır. Bu muhtemelen eski zamanlarda bu iki dilin birbirinden ayrıldığı ve daha yakın zamanlarda tekrar birbirine yaklaştığı anlamına gelir. Bu diller aynı zamanda coğrafi olarak da birbirleriyle daha yakın temas halindedir. Günümüzde Zazaca, Kurmanci “ye ve Kurmanci Sorani” ye, Sorani de Farsça “ya çok benzemektedir. Bin yıl önce durum farklıydı, çünkü o zamanlar proto-Zazaca Kürtçe” den çok uzaktı.

Bu ifadeleri bilimsel olarak belirlemek için hangi yöntemleri kullanabilirsiniz?

Eski Farsça, açık ara en eski onaylanmış Batı İran dilidir. Ne yazık ki, Kürtçe, Beluçça veya Zazaca “dan hiçbir metnimiz yok. 16. yüzyıldan önce hiçbir metin yoktur. Bu nedenle ilişki hakkında çok fazla bir şey söyleyemeyiz. Elimizde son zamanlardan sadece Kürtçe, Beluçça ve Zazaca var. Aile ilişkilerini değerlendirebilmek için Orta Farsça ve Eski Farsça” ya hakim olmak şarttır. Bu diller hakkında bilgi sahibi olmadan, bilimsel olarak sağlam bir karşılaştırmalı çalışma yapmak mümkün değildir.

Prof. Dr. Paul, biliyorsunuz ki Zazaca etrafındaki tartışma etnik köken meselesinden bağımsız değil. Dil ve etnisite arasındaki ilişki konusundaki görüşleriniz nelerdir?

Dil ve etnik köken arasındaki ilişki çok karmaşıktır. Etnik köken sadece dile değil, aynı zamanda kültüre, dine, ortak tarihe, kökene, sosyal davranışa, sosyal faktörlere vb. dayanır. İşte burada önemli rol oynayan noktalar bunlar. Kürtlerin ve Zazaların ayrı diller olmalarına rağmen pek çok ortak noktası olduğunu görmek önemlidir. Pek çok Zaza Kürtçe konuşabiliyor ve konuşulduğu birçok alanda Zazaca ile birlikte konuşulduğu da bir gerçek. Yakın bir bağlantı var.

Zazaca, salt dilbilimsel açıdan kendi başına bir dil olsa bile, “ne ölçüde Kürt olup olmadıkları” sorusunu dilbilimsel tartışmadan ayırmak gerekir. Etnoloji burada, insanların kendilerini, yani kendileri hakkında inandıklarına göre atamalarının önemli olduğunu söylüyor. Her insanın “Ben Alman ‘ım’, ‘Türk’ üm”, “Ben Kürd ‘üm’ ya da ‘Ben Zaza’ yım” deme hakkı vardır, çünkü bu bir insan hakkıdır.

Dil ve etnik köken arasında yakın bir bağ artık sürdürülmemelidir, çünkü Türkiye birçok halka, dile ve kültüre sahip bir ülkedir. Bu çeşitliliği bir zenginlik olarak görmek önemlidir. Yavaş yavaş Avrupa “ya yaklaşan bir Türkiye” de, dil ve halk arasındaki milliyetçi bağların parçalanması ve en azından yumuşatılması gerekmektedir.

Kurmanci de dahil olmak üzere bu dillerin yok olmaması benim için önemli. Soru şu: “Dilin uzun vadede hayatta kalması için temel ve önemli olan nedir?” Genç insanlar temeldir. Büyük şehirlerde yaşıyorlar ve başka diller konuşuyorlar. Köylerde dili konuşan yaşlı insanlar buluyoruz, ancak artık dili aktaranlar onlar değil ve böylece hayatta kalmalarına aktif olarak katkıda bulunuyorlar.

Hayatta kalmayı daha fazla çaba sarf etmek için neler yapılabileceği hakkında bir fikriniz var mı?

İki şey önemlidir, yani özgürlük ve saygı. Herkes kendi dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmalıdır. Herkesin kendi lehçesini konuşabilmesine saygı duyulmalıdır. Ayrıca standart diller oluşturmayı da deneyebilirsiniz. Bu da önemlidir, ancak varsayılan dilin bir varlık olması gerekir. Kısıtlayıcı olmamalıdır. İnsanların “Evet, biz de bu standart dili istiyoruz ve onunla ortak bir yazı diline sahip olmak istiyoruz” demesi için ek bir şey olmalı. Standart dil özgürlüğü kısıtlamamalıdır.

Bir dilin standardizasyonu konusundaki genel görüşünüz nedir?

Dillerin standardizasyonu çok karmaşıktır, çok uzun zaman alabilir ve çok fazla siyasi destek gerektirir. Tarihte Orta Çağ “ın sonlarında ve erken modern dönemde Almanca” nın standardizasyonunun yüzyıllar sürdüğünü görebilirsiniz. Standardizasyon bir gecede elde edilemez ve uygulanamaz. Lehçelerin yaşamasına izin vermelisiniz. Zamanla bir şeyler gelişebilir ve daha sonra bu gelişme siyasi ve finansal olarak desteklenebilir. Bana göre bu süreç ancak farklılıkların bir tehlike olarak değil, bir zenginlik olarak görülebilmesi ile mümkündür.

Zazaların dillerini korumayı, geliştirmeyi ve korumayı başaracaklarını umuyorum. Umarım bu gelişme diğer halklara karşı, hatta Kürtlere karşı bile olmaz. Öte yandan Kürtlerin Zazalara saygı duymasını da umuyorum. Bu ülkede Zazaların, Kürtlerin ve Türklerin bu dilleri bir zenginlik olarak görmeleri için hep birlikte çaba göstermeleri gerektiğine inanıyorum.

Prof. Dr. Paul’e değerli zaman ayırdığı ve ilgisi için çok teşekkür ederim.