Sılo Qız

Sılo Qız

Sılo Qız

Der Schriftsteller Cemal Taş, der in Dersim Studien zur mündlichen Geschichte durchführt, schrieb über die Volkssängerin Sılo Qız, die ihr Leben verlor.

Cemal TAŞ *

Im Land des Friedens, der Freiheit und der Gleichheit in dem Land, in dem heilige Besuche, der Himmel der Erde, die Wasserfälle, die Berge und die Hügel als heilig gelten… Dieses Land wurde in dem Land geboren, in dem Käfer, tausend und eine Blumen, Bäume, Vögel, Haus- und Wildtiere und Völker dafür bekannt waren, freundlich zueinander zu sein. Im Land Kirmanciye.

Silo Qiz’ Großmutter; Er ist sehr neugierig, ob seine Kinder andere sind (der Dichter, der den Kilam komponiert, derjenige, der singt und derjenige, der in der Klage rezitiert). Ein Jahr wartet er auf den 21. März; Sie warten, weil die Einheimischen glauben, dass an diesem Tag alle Bäume ihre Äste auf den Boden beugen und sich auf dem heiligen Boden niederwerfen und die Schrift in dieser engen Zeit auf den Baum werfen werden, und der Wunsch des Wunsches wird wahr werden. An diesem Tag ging ihre Großmutter und warf ihren Beutel auf die Spitze des sich verbiegenden Baumes, bat ihn um einen Wunsch und sagte: “Mein Wunsch ist, dass meine Kinder und Enkelkinder anders sein werden.”

Sein Wunsch wird erfüllt werden, und seine Söhne und Enkel werden immer unterschiedlich sein. Sie werden Geigenmeister, sie klagen so sehr, dass sie den Menschen das Herz brechen. Großmutters Sohn Süleyman im Dorf Mılu hatte ebenfalls einen Sohn. Sie benennen das geborene Kind nach seinem Vater, und er tut es; Er wird als “Silemano Qız” oder kleiner Salomo bezeichnet. Seine Mutter, Saxanıme, war die Tochter von Usenê İbrahimi. Ibrahim de Usenê war der Sohn von Ana İsme.

Pater Salomo; Er nimmt in jungen Jahren die Hand des Sohnes Suleiman und nimmt ihn zu gemeinsamen Hochzeiten mit, damit er Geige lernen kann. Silo Qız/Son Süleymans Hand beginnt im Alter von fünf Jahren die Geige zu halten. Als er zehn Jahre alt wird, verliert er seinen Vater. Er tritt in die Fußstapfen seines Vaters und so weiter. Und es ist so, dass er die Leute mit seinem Talent überrascht. Hochzeiten feiert er allein mit seinem Alter als Kind.

Im Laufe der Jahre verbreitete sich der Ruhm von Sılo Qız und wird in ganz Dêsım anerkannt.

Jetzt gibt es einen Dichter in Dersim, und obwohl sein Spitzname klein bedeutet, ist er ein großer Dichter mit seiner Ehre…

’38 Es war seine Teenagerzeit, als sein Schweiß an die Tür kam… Eine grausame Hand lässt in Dersim nichts unversucht. Silo Qız überlebt das Geigenspiel. In seinen Worten ist die Ära von Kirmanji vorbei. Jetzt liegt es an Tertele, ihre Klagelieder zu verbrennen und zu singen… Der Geschmack der Hochzeit, die Liebe und die Liebe und die Welt wurde übergegessen…

Alles, was bis heute über die Geschichte, Sprache, Kultur und den Glauben Kirmanciyes übrig geblieben ist, hat heute mit der Sprache dieser Dichter erreicht. Unter den heutigen Barden ist Sılo Qız der größte Dichter in Bezug auf Alter und Akkumulation.

Ich fragte Ap Silemena, was ist Ihr Rat, raten Sie den Kirmanji-Jugendlichen:

“Mit wem auch immer du dich verbrüderst,
Mit wem auch immer Sie Begleiter sind
Lerne deinen Freund gut kennen.
Teilen Sie das Brot in zwei Hälften, die große Scheibe für sich selbst, die kleine für Sie mit dem Geber
Sei kein Bruder… Brüderlichkeit ist Gleichheit.
Denkt niemals an das Böse in dieser viertägigen Welt.”

Ap Sileman;

Du bist zur Wahrheit gegangen. Du hast dich von unserem Katar gelöst, aber deine Stimme, dein Rat, dein Erbe werden dich niemals vom Katar des Heiligen Landes wegreißen. Sie haben uns einen Schatz hinterlassen, der Welten wert ist… Danke an den Kopf unseres Volkes.

Lassen Sie ihn wissen, dass wir seine Spuren nicht verlieren werden. Ich verneige mich respektvoll vor dem Augenblick, Ap Sileman.

Schlafen Sie im Licht.

*Dersim Oral History Forscher-Autor

Sılo Qız

Sılo Qız

Sılo Qız

Dersim’in sözlü tarih çalışmalarını yapan Yazar Cemal Taş, yaşamını yitiren Halk Ozanı Sılo Qız’ı yazdı.

Cemal TAŞ *

Kutsal ziyaretlerin, yerin göğün, çağlayan suların, dağların, tepelerin kutsal sayıldığı topraklarda barışın, özgürlüğün, eşitliğin topraklarında… O toprak ki, börtü-böceğin, bin bir çiçeğin, ağaçların, kuşların, evcil ve yabanıl hayvanların, halkların birbirine dost bilindiği topraklarda doğdu Sılo Qız. Kırmanciye toprağında.

Sılo Qız’ın büyük annesi; çok meraklanır, ister ki çocukları sair (Kılam besteleyen söyleyen ozan, aynı zamanda ağıtta okuyan) olsun. Senenin birinde 21 Mart’ı bekler; bekler çünkü yerel halk o gün bütün ağaçların, dallarını yere eğip kutsal toprağa secdeye duracağını, yazmasını o daracık zamanda ağacın üzerine atıp dilek dileyenin dileğinin gerçekleşeceğine inanır. İşte o gün büyükannesi gidip poşusunu eğilen ağacın tepesine atar, ondan dilek diler, der ki: “Dileğim odur ki, benim evlatlarım ve torunlarım sair olsun”

Dileği kabul olur, oğulları, torunları hep sair olur. Kemane ustası olurlar, öyle ağıtlar yakarlar ki insanların yüreklerini dağlarlar. Büyükannenin Mılu köyünde ki oğlu Süleyman’ın da bir oğlu dünyaya gelir. Doğan çocuğa babasının adını verirler, O da; “Silemano Qız” yani küçük Süleyman olarak anılır. Annesi Saxanıme de Usenê İbrahimi’nin kızıdır. İbrahim de Usenê Ana İsme’nin oğludur.

Baba Süleyman; oğul Süleyman’ın elini çocuk yaşta tutar, beraber düğünlere götürür ki, o da kemane öğrensin. Sılo Qız/Oğul Süleyman’ın eli beşinci yaşında kemane tutmaya başlar. On yaşına ayak bastığında babasını kaybeder. Babasının izini takip eder, sair olur. Hem de öyle bir sair olur ki yeteneğiyle insanları şaşkına çevirir. Çocuk yaşıyla tek başına düğünleri şenlendirir.

Yıllar geçtikçe, Sılo Qız’ın şöhreti Dêsım’in dört bir yanında yayılır, tanınır.

Artık Dersim’de bir şair vardır, lakabı küçük manasına gelse de, namı-şanıyla büyük bir ozandır…

’38 Tertelesi kapıya dayandığında gençlik yıllarıdır Onun… Zalim bir el Dersim’de taş üstünde taş bırakmaz. Sılo Qız keman çaldığından hayatta kalır. Onun deyimiyle Kırmanciye devri bitmiştir. Artık Tertele ağıtlarını yakıp söylemek payına düşmüştür… Düğünün de, aşk ile sevdanın da, dünyanın da tadı tuzu kaçmıştır…

Kırmanciye Tarihi, dili, kültürü, inancı ile ilgili günümüze kalan ne varsa bu ozanların dili ile bugünlere ulaşmıştır. Günümüz ozanları içinde hem yaş hem birikim bakımından en büyük ozan Sılo Qız’dır.

Ap Sılemana sormuştum, Kırmanciye gençliğine öğütün, nasihatin nedir diye:

“Kimin ile kardeşlik yaparsanız
kimin ile yoldaşlık ederseniz
arkadaşınızı iyi tanıyın..
ekmeği ikiye bölüp, büyük dilim kendine, küçüğü size veren ile
kardeşlik yapmayın… kardeşlik eşitliktir..
Şu dört günlük dünyada da asla kötülük düşünmeyin” demişti.

Ap Sıleman;

Hak’a yürüdün. Katarımızdan koptun ama, sesin-sözün, nasihatin, mirasın, seni asla kutsal toprakların katarından koparmayacaktır. Geride dünyalara bedel bir hazineyi miras bıraktın bizlere… Halkımızın başı sağolsun.

İzini kaybetmeyeceğimizi bilesin. Anın önünde saygıyla eğiliyorum Ap Sıleman.

Işıklar içinde uyu.

*Dersim Sözlü Tarih Araştırmacısı-Yazar

İskân Kanunu, sürgün ve “af” sorunsalı

İskân Kanunu, sürgün ve “af” sorunsalı

İskân Kanunu, sürgün ve “af” sorunsalı

“AF” ve “İSYAN” söylemlerini dilimizden söküp atalım. Toprağa kefensiz düşen atalarımızın kemiklerini sızlatmayalım; ayıptır, günahtır!

Sosyal medyada paylaşın

Şükran Lılek YILMAZ

Doğduğumuz coğrafyada, yakın bir zamana kadar bırakın doğum günlerini, yılın dahi bir önemi yoktu. Sadece erkek çocuklarının askerlik gibi resmi yükümlülüğü nedeni ile doğum yılı önem arz ederdi, o da daha çok birkaç yaş küçük yazdırılarak çözülürdü ki erkek çocuklar askere gidinceye dek iş gücüne katkıda bulunulsun istenirdi.

Yazı dili olmayan bir kültürel topluluğun üyeleri olarak sözlü aktarım geleneği önem arz ettiğinden tüm önemli anlar da bulunduğu anın toplumsal olayları ile tarihlendirilir. Dolayısıyla çocukların doğum tarihleri de doğdukları anın özel durumları ile özleştirilir ve bu şekilde gelecek nesle aktarılırdı. Örneğin doğum yapan kadınlar çocuklarının doğumlarından bahsederken “Roce Xızır bi/Xızır oruçlarıydı”, “Waxtê cünun bi/Harman zamanıydı”, “Piye to eskeriye de bi/Baban askerdeydi”, “A serre 4 m. vorı vare/O sene 4 metre kar yağdı” diyerek zamanı tarihlendirilir.

Tarihlendirmede kullanılan toplumsal olaylar sıradan olabileceği gibi o toplumun hafızasında onarılmaz derin yaralar açmış olan travmatik olaylar da olabilir. Örneğin; Dersim kırımı, sürgünlerin memleketlerine dönmesi, askeri darbe vb. Genelde yaşandığı dönemin anlatımı ile şekillenen ve toplumsal hafızayı oluşturan bu bilgiler nesilden nesile aktırılırken elbette tarihsel bağlamında, koşullara göre değişime uğrar. Olayların yaşandığı dönemden uzaklaştıkça ve bilginin yeni şekliyle kayda alınması, örneğin sözlü anlatımdan yazılı anlatıma geçilmesi ya da değişen sosyal ve siyasal koşullar ister istemez bilgiyi de değişime uğratmaktadır. Bilgideki bu değişimler sözcük bazında olabileceği gibi olaylara ait yazılı döküman ve arşivlerin ortaya çıkarılması ile olayların tarihsel gelişimi bazında da olabilir.

Örneğin, 1938 Dersim Tertelesi’nde o kadar yoğun devlet propagandası yapılmıştır ki bugün sadece tüm Türkiye değil Dersim’in önemli bir kısmı da Dersim’de isyan olduğuna inanır. Oysa günümüzde yapılan araştırmalar sonucu ve bazı arşivlerin ortaya çıkışı ile “Dersim isyanı” yerine bir soykırımdan bahsedilmesi gerektiğini biliyoruz. Aynı zamanda Dersim’de bir çok yaşlı bireyin hafızasında; “Devlet af çıkardı, sürgünler köylerine döndü” söylemi öyle güçlü yer alır ki devletin yürüttüğü bu güçlü propagandalar sonucunda Dersimlilerin çoğu atalarının gerçekten “isyan ettiği” için katledilmeyi hak ettiğine, sağ kalanların ise sürgünle cezalandırıldığına inanırlar.

Dersim’de sürgünlerin yurtlarına dönmesi “AF” olarak dillendirilse de gerçekte; 1934 tarih ve 2510 sayılı İskân Kanunu ile sürgün edilen insanların, yine aynı kanunda 1947 yılında 5098 sayı ile yapılan değişiklikle köylerine dönebilme yolunun açılmasıdır. Ve böylelikle Türkiye’nin dört bir yanına sürülen Dersimlilerden bir kısmı 1947 yılında ana yurtlarına dönebilmiştir.

2013 yılında bende oluşan bu farkındalıkla olsa gerek, Dersimli olsun olmasın; araştırmacı, yazar veya aydınların “Af çıktı, sürgünler köylerine döndü” sözünü kullandıkları dikkatimi çekiyor.

Oysa nasıl “Dersim isyanı” yerine Dersim Tertelesi ya da Dersim kırımı diyorsak ‘’AF’’ sözünü de kullanırken dikkat etmeliyiz. Zira eğer biz, atalarımıza yapılan zulmün ardından “Çıkan afla sürgünler köyüne döndü” demeye devam edersek TC Devleti’nin, ulusal ve uluslararası arenada sürdürmeye çalıştığı “Dersimliler isyan etti, biz de bastırdık” söylemini kabul etmiş oluruz. Bunu yapmayalım, “AF” ve “İSYAN” söylemlerini dilimizden söküp atalım. Toprağa kefensiz düşen atalarımızın kemiklerini sızlatmayalım; ayıptır, günahtır!

Sosyal medyada paylaşın

Dersim’e “DEVA” olabilmek

Dersim’e “DEVA” olabilmek

Dersim’e “DEVA” olabilmek

Cihan Söylemez

av.cihansoylemez@hotmail.com

04 Aralık 2020

Türkiye’nin senelik rutin haberlerinden biri de, Dersim 1937-38’de yaşanan insanlık suçlarının çeşitli anma günleri vesilesiyle karşıt görüşler arasında tartışma yaratmasıdır.

“Dersim Meselesini” ana eksende tartışan iki büyük tarihselci kutup var ülke de; Resmi Türk Tarihçiliği ve Kürt Tarihçiliği

Bu iki kutbun devasa bir seçmen desteği yanı sıra devasa bir medya desteği var. Haliyle de ana gündem genelde iki kutbun ideolojisi doğrultusunda şekillenen ve bir kısır döngüye hapis olan bir seyirde her sene sürüyor.

Sonuç mu ? Elinizde ne olursa olsun, o sıfırla ( 0 ) çarpılıyor ve ortaya onca yıllık tartışmaya rağmen yol kat edilebilen bir durum çıkmıyor.

Ve gelinen noktada gündemi, magazinsel olarak “ Yıldız Tilbe “ dahi belirleyebiliyor. Ülke de insanlar “ Dersim” meselesi üzerinden “ Yıldız Tilbe taraftarları” ve “ Yıldız Tilbe Karşıtları” diye ikiye bölünüyorlar.

Peki meselenin odağında olanlar, mağdurlar

Bugün TBMM Dilekçe Komisyonuna benim hazırlamış olduğum dilekçeleri gönderen binlerce mağdura, TBMM tarafından cevap verilmiş değil. Gazeteci-Yazar Yalçın Doğan’ın “ Savrulanlar Dersim, 1937-1938 ve hatta 1939” adlı kitabını okuyanlar, bir hukukçu olarak benim bu konuda ki magazine dayanmayan, popülizmden uzak ve sonuç almaya odaklanmış yaklaşımımı çok daha iyi anlarlar.

Seyit Rıza’nın mezar yeri davasının savcılık soruşturması
Seke Sure Toplu Mezarının Açılması davası
Hüseyin Akgün’ün Devlet Bahçeli’ye karşı açmış olduğu tazminat davası
Türk Solu Dergisine karşı açılan ceza davası
Hüseyin Akgün’ün aile fertlerinin katledildiği toplu mezarın açılması davası…

On seneyi dolduran meslek hayatımda hukuk, demokrasi ve tarihle yüzleşme adına yürüttüğüm mücadelenin bir sonucu olarak tüm bu süreçler arşivimizde duruyor. Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın “ Hozat” adlı kitabında hukuksal olarak bu konular tarafımca yazılan bir makaleyle de okuyucuyla buluştu.

Tüm bu hukuksal süreçlerde sosyolojik olarak gördüm ki, “ Dersim” adına hareket eden bin bir grup ve bin bir ses vardı. Bu seslerin sahipleri, birbirlerini dinlemek istemiyorlardı. Birbirlerine tahammülsüz ve fevriydiler. Bir acının etrafında bin bir fırkaya bölünmüş, ağlanacak hale gülünecek bir toplumsal vaziyet ne yazık ki gözler önündeydi.

Hukuk, sadece bir ideolojiye menfaat sağlıyorsa bu bin bir ses için önemliydi. Bu nedenle de popülizmden beslenen medya için “Hukuksal Mücadele” değil, meseleyi Arap Saçına döndüren siyasetçilerin, ne dediği önemliydi. Ve netice de gelinen noktada Dersim Meselesini, siyaset üstü ele alamayan, evrensel hukuka dayanmayan ve kimi zaman milliyetçi kimi zaman aşiretçi kimi zaman ezbetçi dar görüşlü grupların yarattıkları kaosu, başarısızlık hikayelerini başarı gibi basına gösteren müflis işleri izliyor ve kakafonilerini dinliyoruz.
Ve şimdi de Ali Babacan’ın üstü kapalı “ Dersim” mesajlarını basından okuyor ve izliyoruz. Deva Partisi, “ Dersim’e Deva Olacak mı?” bilemiyorum. Belki de “ Yıldız Tilbe, Deva Partisinde siyasete başlar ve iklim Yıldız Tilbe’nin Askerlerinin olur” diye gülüyorum, içimden…

Şair Yönüne Hayran Kaldığım Şair Kemal Burkay’ın “ Gülümse” adlı şiirinin mısralarını bir an hatırlıyorum.

“…Tüm şehir bana küskün
Bir kedim bile yok anlıyor musun
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.”

Evet, yine de gülümseyelim ve şairimizi dizelerinde yalnız bırakmayalım. Ve Dersim’in “ Devası” nedir, onu aramaya çalışalım. Ana medyadan yerel medyaya tüm muhataplarca… Arap Saçına döndürmeden, ideolojiye hapis etmeden, popülizmden uzak şekilde…””

Dersim’e “DEVA” olabilmek

Munzur’un feryadı…

Munzur’un feryadı…

Cihan Söylemez

av.cihansoylemez@hotmail.com

09 Ağustos 2022

Munzur’dan bir ağaç şöyle dedi; Dumandan, boğulmak üzereyim. Hem benim dallarımı-gövdemi kesip hem gölgemden istifade edip hem de beni boğuyorsunuz.

Munzur’dan bir balık şöyle dedi; Yine mi tiri-viri, ne zaman avlanma yasaklarına uyacaksınız? Suyun içinde bulaşık yıkayıp, kirli atıkları benim yaşam alanıma salıyorsunuz. Bira şişesini kafama atıyorsunuz. Dışarı başımı çıkaracak olsam hunharca bana saldırıp, beni yemek için hücuma kalkıyorsunuz. Kılçıkları mı pulları mı da kızartma yağınızla birlikte suya döküyorsunuz.

Munzur’dan bir kuş; Nefes alamıyorum. Piknik değil sanki Piknikçi yangını. Dumanda uçamıyorum. Yuvamı her gün gündüz terk edip, gece dönüyorum. 

Munzur’dan bir temmuz böceği; Kendi sesimi şu gürültü kirliliğinden duyamaz oldum.

Munzur’dan bir toprak parçası; Yine mi beton, yine mi kazma , yine mi iş makinası? Her gün bir yerden alınıp, bir yere savruluyorum. Üzerime beton dikmek için heveslenen üzerimden para kazanmak için uğraşan ne çok Adem oğlu var. 

Munzur’dan bir damla su; Hürriyetimden oldum yine, beni gözemden alıp, kanserojen plastik şişelere koyup, güneşin önünde sıcakta plastikte bekletip, tüm pozitif kimyamı negatife çevirip, sonra soğutup-içip, şifaa bulduğunu zannedenler ne komik? Ama ben özgür akmak istiyorum. Bir pet şişeye girip, insanlara şifaa yerine hastalık vermek istemiyorum. 

Munzur’da bir tavşan; Şu araçların sesinden çok korkuyorum. Bir kaç sene evvel bu kadar fazla araç bu yollardan geçmiyordu. Çıkardıkları egzoz dumanı, vadimin havasını kirletiyor. Gece far ışıklarından kaçamıyorum.

Munzur’da bir ayı; Tavşan kardeşe hak veriyorum. Şu araç yoğunluğundan su kıyısına inip yavrularımla su içemiyorum.Şu uzun tırlar benim korkulu rüyam. Bir yavruma bu tırlardan biri çarptı ve öldü. Vadide ki araç trafiğini kontrol eden bir Adem oğlu yok mu?

Munzur’da bir vaşak; İnsanlar köylerine yerleşmek yerine, eskiden yerleşik köylülerin aksine macera tutkusu ile benim bölgelerimde geziyorlar. Eskiden el değmemiş bakir ne yer varsa şimdi hepsi instegram fenomenlerinin sonu gelmez gezi güzergahında. Foto kapanı ayrı dert, kaçak avcısı ayrı dert. Su kenarlarına da inemiyorum.Sanırım göç edeceğim.

Munzur’da bir ziyaret taşı; Şu ziyaretime gelip niyaz edip murat dileyen ne çok Adem oğlu oldu. Eskiden fabrikasyon mumlar yakılmazdı, üzerimde. O eski insanlar nereye gitti. Onların doğal yollardan yaptıkları çılalar yandı mı, ben hiç rahatsız olmazdım. O eski insanların dua lisanları da bir başkaydı. Bana dokunup, ağlayıp, derdini bana anlatan o kadim Dersim lisanı Dersimce’nin yerinde şimdi yeller esiyor. Nene, torunu için Dersimce dua ediyor, torunu Türkçe dua ediyor. İkisi birbirini anlamıyor. Şu doğa ile dost eski insanların yerini şimdi onların soyundan olan ama ne huyu ne suyu ne de lisanı benzemeyen insanlar aldı, ya. Ama geçen bir çocuk geldi. Alnını, taşımın Çıla yanmış karasına sürdü ve Dersimce dua etti. Ben ne çok sevindim, buna şahit olan yakında ki bir başka ziyaret ağaç ne çok sevindi anlatamam. Bazen de üzülüyorum. Ziyaretimin yanı başında mangal yapıp, atıklarını benim etrafıma savuranlar da var. Beni yok sayan beni batıl gören Adem oğlu da var. 

Munzur’da bir keçi; Gözlerim kapandığına göre az sonra bir dilek için canımdan olacağımı biliyorum. Dağ keçisi olsaydım belki başka bir türlü yaşamım son bulurdu ama ben bu sona alışığım. Alışık olmadığım şey ise beni kurban edip, organlarımı Munzur’a atıp Munzur’u kirletenler. Benim kurban edilişim sonrası su kenarlarında öyle mide kaldırıcı iğrenç kokular oluyor ki, Adem oğlu bu kokuyu nasıl içselleştiriyor anlamıyorum.

Munzur’da bir kaplumbağa; Su içmek eziyet oldu bana. Ormandan su kenarına indiğimde her yerde Adem oğlunun olduğunu görüyor ve kabuğumun içine gizleniyorum. Kimden utanıyorum kimden korkuyorum ben? Burası benim yuvam değil mi?